30 Aralık 2008 Salı

PAPATYA


PAPATYA

Latince adı: Anthemis nobilis
İngilizce: Camomile
Almanca: Kamille
Özellikleri: Sinüzit ● antidepresan (regl dönemlerinde) ● saç rengini açma ● saç derisindeki kaşıntılara karşı ● sağlıklı diş etleri için

Papatya, sinüzit şikayeti olanlara mükemmel bir çözüm getirmektedir. Uygulaması çok kolaydır. Yıllardır sinüzit şikayeti olan bir çok insana papatya uygulamasını önerdiğimde, sonuç, öylesine başarılıydı ki, uygulayan her kişinin mutluluğu, benim bu probleme çözüm getirmiş olabilmenin sevincine sevinç katıyordu.

Sinüzite karşı kullanacağınız papatyayı, aktarlardan, eczanelerden veya marketlerden temin edebilirsiniz. Ancak, marketlerde poşet çay türünde satılan papatya çayları yeterli derecede etkili olmamaktadır. Bu nedenle aktarlarda açık olarak satılan kır papatyası hem çok daha ucuz hem de çok daha etkilidir. Kır papatyasının da kendi aralarında çok farklı türleri bulunmaktadır.

Pek çok bayan regl dönemlerinde depresiftir. Regl dönemleri boyunca hergün tok karna demleyip içecekleri bir bardak papatya çayı, depresif durumlarına büyük ölçüde yardımcı olacaktır. Papatya, adeta regliden dolayı sıkıntılı ve depresif dönem geçiren bayanlar için özel olarak yaratılmış bir bitki çeşididir.

Mide ülseri şikâyeti olanlar, papatyayı rahatlıkla bitkisel çay olarak içebilirler. Özellikle çiçeklerinin içerdiği alfa-bisabolol maddesi ülsere karşı (antiulcer) etkilidir. Bu etkin madde aynı zamanda mide yanmasına karşı da etkisini göstermektedir. Yapraklarında ve saplarında bulunan azulene maddesi de mide ülserine karşı etkilidir. Özellikle kır papatyasının yapraklarında ve saplarında bulunan apigenin maddesi, bayanların regl dönemlerindeki depresif durumlarına karşı etkili olan birkaç etkin maddeden biridir. Karaciğeri koruyan herniarin maddesi kır papatyasının tipik etkin maddelerinden biridir. Ayrıca, karaciğerin arındırılmasındaki rolü sinapic asitten kaynaklanmaktadır. Kır papatyasının zaman zaman bitkisel çayının içilmesi, karaciğer metabolizmasının sağlıklı çalışmasında ve karaciğerin arındırılmasında (hepato-detoxification) etkin rol oynamaktadır.

Papatyaları mevsiminde siz de toplayabilirsiniz. Çicekleri tam olarak açtıktan sonra en geç on gün içinde toplanmalıdır. Çok fazla beklemiş veya beyaz çiçek yaprakları kısmen dökülmüş olanları toplamayınız.
Bu güleryüzlü çiçekleri topladıktan sonra, tahta veya bir bezin üzerinde açık havada ve gölgede kurutmak gerekir. Kuruturken, naylon veya benzeri sentetik malzeme üzerine kesinlikle sermeyiniz. Kuruduktan sonra cam kavanozda ve ışık almayan kapalı dolapda koruma altına almak gerekir. Araç trafiğinin yoğun olduğu yol kenarlarında yetişenleri tercih etmeyiniz. Kurutacağınız papatyaları, belki tozludur diye kesinlikle yıkamayınız.

Sağlıklı diş etlerine sahip olmak mı istiyorsunuz? Bir su bardağı suda 5 dakika bir tutam (4-5 gram) kır papatyasını demleyiniz ve süzünüz. Ilıdıktan sonra diş fırçanızı daldırarak dişlerinizi fırçalayınız (diş macunu ile önceden fırçalamadan). Dişlerinizi fırçalarken ara ara fırçayla diş etlerinize fazla bastırmadan hafif hafif fırçalayınız. Demlediğiniz papatya çayı bir defalık kullanım içindir. Ayda iki-üç defa uygulamanız yeterli olacakdır.

Kür 1: Sinüzite karşı
Tencerede yaklaşık yarım litre suyu kaynama noktasına getiriniz. İki tutam (yaklaşık 9-10 gram) kurutulmuş papatyayı veya 4 poşet papatyayı hafif hafif kaynamakta olan suyun içine atınız. Başınızı havlu ile örterek, yüzünüzü buharına tutarak burnunuzdan nefes alıp veriniz. Arada ağzınızdan da nefes alıp veriniz. Bu uygulamayı 5 dakika tatbik ediniz. 5 dakika tamamlandıktan sonra yarım saat ara verip tekrar beş dakika aynı şekilde başınızı havlu ile örterek uygulayınız. Ertesi gün aynı şekilde 5 dakika uygulayıp yarım saat ara veriniz ve tekrar 5 dakika uygulayınız. Akıntının gelmeye başladığı gün, 3 gün ara veriniz. Bazı durumlarda ilk günün ilk beşinci dakikasında akıntı gelmeye başlar. Bazı durumlarda ise ikinci veya daha sonraki günlerde akıntı gelmeye başlar. Yeterli rahatlama sağlandıktan sonra ileri tarihlerde zaman zaman uygulama tekrar edilebilir.

Kür 2:
Bayanların depresif geçen regl dönemlerine karşı
Regl dönemleri boyunca hergün tok karna, demleyip içecekleri bir bardak papatya çayı, depresif durumlarına büyük ölçüde yardımcı olacaktır. Eğer, regl döneminden üç gün önce başlanırsa çok daha etkili olacaktır. Bu kürü uygularken dikkat edilmesi gereken nokta, papatya çayının tok karna içilmesidir. Öğle veya akşam yemeğinden yarım saat sonra içmek en uygun zamanlamadır.


Not: Hekiminizin verdiği ilaçlar var ise mutlaka kullanınız. Buradaki uygulamayı bir destekleyici olarak kullanınız. Öncelikle bilmeniz gereken nokta, kullanacağınız bitkiye karşı alerjinizin olup olmadığıdır. Bu konuda hekiminizin görüşünü alınız. Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikayetiniz ne olursa olsun, bu kitaptaki bilgiler ile kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Bu kitabın içindeki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur.

Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu.Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

28 Aralık 2008 Pazar

Anadolu toprakları ve bitki örtüsü-1


Anadolu toprakları ve bitki örtüsü-1
Değerli okuyucu, uzun yıllara dayanan araştırma sonuçlarımı, arkasında yalnızca kendimi kaynak olarak gösterdiğim bilgilerimi sizlerin ilgisine ve faydasına sunuyorum.İlk yazımda tüm araştırmalarıma temel teşkil eden Anadolu topraklarının özelliğini ve ayrıcalıklarını sizlerle bir parça da olsa paylaşmak istiyorum. İlerleyen günlerdeki yazılarda da detaylara yer vereceğim.Her biri iki ile üç milyon yıl sürmüş olan buzul çağlarının sonuncusu Anadolu topraklarını etkilememiştir. Bu ne demektir? Ve ne işe yarar? Tıpkı bir derin dondurucuda mikropların ürememesi gibi buzul altında kalan bitkilerin de gelişmesi sözkonusu olamaz. O halde her toprağa dökülen tohumun bir sonraki bahar mevsiminde yaşamına devam etmesi süreci ve bu sürecin vazgeçilmez özelliği olan genetik yapılarının mükemmele doğru gelişme evresi sadece ve sadece Anadolu topraklarında vücut bulmuştur. İşte Anadolu’nun bitki florasını ve toprağının da mikrobiyolojik yapısını ve de ekolojik adaptasyon gücünü vazgeçilmez, mükemmel ve rakipsiz kılan da budur. Anadolu topraklarının çok özel ve çok kıymetli tohumları var idi. Domates, salatalık, biber Diyarbakır’ın karpuzu, Çankırı’nın eriği, bölgesel kavun türleri ya da yafa portakalı istenildiği kadar ve birçoğu bitti, yok oldu, bitirildi...Bu muhteşem tohumların mahsullerinin hastalıklara karşı hem içerdikleri koruyucu ve önleyici ana etkin maddeler hem de hiçbir yapay müdahaleye uğramamış olmalarından dolayı sağladıkları mucizevi etkileri müdahale görmüş, kısırlaştırılmış ya da genleriyle oynanmış tohumlarda tamamen kaybettiler hatta ve hatta zarar verir hale geldiler. Az sonra değineceğim. Gelişmiş ülkeler, bizim eşsiz tohumlarımızı ülkelerine götürdüler. Genleriyle oynayarak veya kısırlaştırarak ancak verimliliğini artırarak geri getirdiler. Bu yüksek verimli tohumlar başta çok cazip geldiği için tercih edildi, yıllarca ithal edildi.
Sonuç; yıllar yıllar boyu ithal edilen tohumlar sayesinde:
1-Milyarlarca dolar boşu boşuna yurt dışına gitti.
2-Tohum cenneti ülkemizde dışarıya bağımlı bir hal aldık.
3-Elimizdeki hazine değerindeki doğal tohumlarımız yok oldu.Şu an tüketmekte olduğumuz gıdaların transgen (genleriyle oynanmış) ve ebter (kısır) tohumlar olmasının ne tür sakıncaları var birlikte bakalım:Öncelikle yöresel meyve-sebzecilik dolayısıyla geleneksel tarım yok oldu.Sebze ve meyvelerin tadı, kokusu, aroması, içerdiği etkin madde zenginliği ve çeşitliliği kayıp oldu. Bu mahsullerin tüketilmesinin uzun vadede insan sağlığını nasıl etkileyeceği konusunda bildiğimiz şeyler olmakla birlikte kesin sonuçlara halen ulaşılamadı.Bilinenler de ne yazık ki hiç iç açıcı bilgiler değildir. Örneğin kısır tohumlu ürünler sindirim sistemini olumsuz etkilemekte, vücutta ödem oluşumuna sebep olmakta, metabolizma hastalıklarının (şeker hastalığı, hipertansiyon v.b) oluşumuna sebep olmakta, bağışıklık sisteminin güçlenmesinde yetersiz kalmasından dolayı KANSER gibi çok önemli hastalıkların artmasına sebep olmaktadır. Arıların ölümü, böcek türlerinin yok oluşu vb doğal dengeyi bozucu birçok olumsuzluğun sebebi de yine aynı başlık altındadır.Dünya çapında meydana gelebilecek olağan üstü durumlarda kimden neyi nasıl temin edeceğimiz endişesi de çabası..İlk yazımda sizlere vurucu noktaları aktarmaya çalıştım. Devamında buluşmak dileğiyle... Sağlığınız daim olsun...
GÜNÜN KÜRÜ
Antibiyotikleri boğaz ve bademcik enfeksiyonlarına karşı koruyucu ve önleyici olarak kullanamayız. Ancak bir hekim kontrolünde teşhisten sonra kullanabilirsiniz. Oysa adaçayı koruma ve önlemede rahatlıkla kullanabileceğiniz muhteşem bir bitkidir. Ağız hijyenini sağlamada, bademcik ve boğaz enfeksiyonuna karşı önleyici ve koruyucu gücü mükemmel olan adaçayının gargarası ve kürünü öneririm.Yaklaşık bir bardak suda bir tutam adaçayı (4-5 gr) 10 dakika kısık ateşte demlenir.Akşam yatağa giderken, çocuklarınızı okula uğurlarken günde iki-üç kez gargara yapınız. Hazırladığınız gargarayı 48 saat rahatlıkla kullanabilirsiniz. Ancak adaçayının içiminde hamileler ilk 3 ay için çok dikkatli olmalıdır. Düşük yapma riskini artırabilir. Mühim Not: Bir şikâyetiniz var ise hekim kontrol ve önerilerini ihmal etmeyiniz. Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı yoktur, destekleyici ve yardımcı tedavi amaçlıdır.
SORU - CEVAP
Soru: Sayın hocam söylemiş olduğunuz değişik kürleri aynı anda mı uygulamamız lazım yoksa teker teker biri bitince öbürüne mi başlamamız lazım?
Cevap: Hiçbir kürü aynı anda uygulamayınız. Alışkanlık haline getirmeyiniz. Bir kür bittikten sonra ikinci bir küre geçebilmeniz için de en az üç gün ara vermeniz gerekir. Sağlıklı günler dilerim.
Soru: Benim iç guatr sorunum var, brokoli kürünün faydası olur mu?
Cevap: Brokoli kürü iç guatr şikâyetlerinde etkili değildir. Ayrıca, guatr ve tiroid hastalarının beyaz lahana, brokoli ve karnabaharı çiğ olarak tüketmemelerini öneririm.
Soru: Hocam ben 12 yaşındayım. Başımın ve vücudumun bazı yerlerinde kızarıklar çıktı ve doktorum sedef olduğunu söyledi, ilaç kullandım geçmedi. Annem TV’de sizi izlemiş, bol bol kuru üzüm çekirdeğini ezip bol bol yiyin demişsiniz bana bunu açıklar mısınız?
Cevap: Merhaba, siyah kuru üzüm çekirdeği sedefe bağlı kaşıntılarda etkilidir. Sedefin doğrudan tedavisinde etkili değildir. Sedef üzerine olan araştırmalarım devam etmektedir. İnşallah tamamlandığında açıklayacağım. Çekirdekli siyah kuru üzümün tüketimi günde 25-30 taneyi geçmemelidir. Bir hafta her gün kullanılır. Daha sonra ihtiyaca göre tekrarlanabilir.
Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu.Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

Anadolu toprakları ve bitki örtüsü-2


Anadolu toprakları ve bitki örtüsü-2
Değerli okuyucu, 28 Ekim 2008 tarihli yazımda yüzlerce çeşit doğal tohumlarımızın nasıl kaybolup gittiğini ve yerlerini ebter (kısır) tohumlara terk ettiğini ve de bunun sonuçlarının insan ve hayvan sağlığını nasıl olumsuz etkilediğini anlatmaya çalıştım. Sadece bununla da kalmayıp toprağı ve çevre bitkileri de değiştirdiğini vurgulamış, hastalıklardaki artışın birinci sıradaki sebebini kısır (ebter) ve transgen tohumlara bağlamıştım.Anadolu toprakları bölge bölge marka ürünlere sahipti. Çengelköy salatalığı, Diyarbakır karpuzu, Heybeli kavunu, Çukurova’nın yafa portakalı, Kızıllı zeytini, İspir fasulyesi, sırık domatesi, yamula patlıcanı, Çankırı eriği, Karakılçık buğdayı gibi ve daha yüzlerce doğal tohum ve ürünleri kaybolup gitti. Artık pazar yerlerinde onları bulamıyoruz. Yüzlerce yıllık geleneksel tarımın ortadan kalkmasıyla Anadolu’nun muhteşem doğal tohumları da yok oldu. Yok olan bu tohumlar bizim kültürümüzdü.
Beslenme bir kültürdür
Sağlıklı veya dengeli beslenmeden bahsediliyor. Ancak sağlıklı besin varsa sağlıklı beslenmeden bahsedilebilir. Kaldı ki, sağlıklı beslenmenin temelini “beslenme kültürü” oluşturur. Ülkemizde beslenme kültürü son onbeş yıl içerisinde hızla değişti. Japonların, İtalyanların, Çinlilerin, İskandinavların değişmeyen beslenme kültürleri vardır. Çin, Japon veya İtalyan mutfağını bilmeyenimiz yoktur. Peki, bizim zengin mutfağımıza ne oldu? Sokak aralarında sıkışıp kaldı, lokantalarımız da birer birer yok oldular. Yerini, caddelerde döner kesen, kebabı ekmek arası yapanlar aldı. Birer adım ötelerinde de baklavacılar, cezeryeciler veya lokumcular. Osmanlı’nın zengin mutfağını, büyüklerimizden dinler olduk ve bu zengin milli beslenme kültürümüzü de tarihe gömdük.
Neyi arıyoruz?
Son birkaç yıldan beri organik tarım modası başladı. İnsanlarımız, organik tarım ürünlerinin satıldığı pazar yerlerini arıyor. Nedir organik tarım? Sentetik gübre, hormon ve zirai ilaç kullanılmadan üretilen sebze, meyve, tahıl veya bakliyattır deniyor. Bu doğrudur. Ancak, organik tarımda kullanılan tohum da kısır (ebter) tohumdur.
Beslenme kültürünü değiştiren insan erken hastalanır
İnsan, doğanın bir parçasıdır. Yaşadığı bölgenin ürünleriyle (sebzesi, meyvesi, tahılı, bakliyatı, yağı ve eti) beslenir. Bu besinler onun beslenme kültürünü oluşturur. Bu beslenme şekli, çocukluğundan gelişimini tamamladığı döneme kadar metabolizmasının çalışma düzeni üzerinde etkin rol oynar. Yani, temeli bu kültüre bağlı olarak atılır ve inşa edilir. Beslenme kültüründeki sapmalar veya radikal değişiklikler, metabolizmanın farklı çalışmasına neden olabileceğinden rahatsızlıkların erken yaşlarda ortaya çıkmasında etkili rol oynayabilecektir. Mecbur kalmadıkça beslenme kültürünüzü değiştirmeyiniz.
Kültür, bir milletin tarih önündeki sağlam duruşudur
Tarihi Safranbolu evleri. Şimdilerde yaşamadığımız ve yaşatmadığımız bir kültür. Son yirmi yıl içerisinde o kadar değişik kültürümüzü tarihe gömdük ki... Tarihiyle övünmeyi seven bir milletiz. Japonya’da hangi eve girerseniz giriniz, her santimetre karesi Japon kültürüdür. Mutfağından salonuna banyosuna kadar. Ne yayla, ne otacı, ne hamam, ne halıcılık, ne de beslenme kültürümüz kaldı. O muhteşem Türk Sanat Müziği kültürümüzü bile nostalji yaptık. Zaman zaman sesi güzel olan birileri çıkıp yirmi-otuz yıl öncesinin parçalarından bir nostalji kaseti çıkarıyor. Duygulanmakla kalıyoruz. Yaşamıyor ve yaşatmıyoruz.
Ülkemizin marka bitkileri
Bir sonraki yazımda Anadolu topraklarına özgü, tıbbi aromatik bitkilerimizi, sebze, meyve, bakliyat ve tahılımızı ayrı ayrı tanıtmaya başlayacağım. Her birinin kür olarak kullanıldığında insan sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini ve hastalıklara karşı önleyici, koruyucu ve yardımcı tedavi gücünü öğreneceksiniz.
Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu.Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

NAR



NAR

Günün Kürü:

Nar mevsimindeyiz. Bu meyve, yüksek tansiyon hastalarının yardımcısıdır. Öğleden evvel ve sonra içilecek birer çay bardağı taze sıkılmış nar suyu, yüksek tansiyonun dengelenmesinde iyi bir destekleyicidir. Böbrek ve dişeti iltihaplarında da oldukça etkilidir. Günde iki ya da üç kez taze sıkılmış bir çay bardağı nar suyunu ağzınızın içinde bekleterek içiniz. Nar suyunun tek veya birkaç içimde değil, yudum yudum, küçük ölçeklerde tüketilmesi çok önemlidir.Narın barındırdığı antiseptik, antibakteriyel ve de antiinflamatuvar maddeler buruk ve kekremsi tadı oluşturan tanelerin bağlı olduğu, o yüzlerce kırmızı boncuğu birbirine bağlayan etli kısımlarda bulunmaktadır. Dolayısıyla narı tanelerini dış kabuktan ayırarak tüketmek doğru olmayacaktır. En uygun kullanım şekli narı, limon ya da portakal gibi sıkıp içmektir. Sıkma esnasında etli kabuğunda bulunan zengin antiseptik, antibakteriyel ve antihipertansif (tansiyon düşürücü) etkin maddeler suyuna geçer.

Dikkat: Nar tanelerini çekirdeğiyle tüketmenin kabızlığa neden olabileceğini ve bağırsak hareketlerini kısıtlayabileceğini unutmayınız. Eğer düşük tansiyon şikâyetiniz varsa nar suyundan uzak durunuz. Nar suyu, kan basıncını düşürür. Düşük tansiyonu olanlar taze sıkılmış nar suyunu içtikten yarım saat sonra kendilerini yorgun hissetmeye başlayabilirler.

SORU - CEVAP

Soru: Oğulotunun depresyona iyi geldiğini duymuştum, acaba nasıl kullanmak gerekir?

Cevap: Oğulotunun diğer adı da melissadır. Oğulotu sakinleştirici özelliğe sahiptir. Kronik idrar yolları rahatsızlığını sık sık yaşayanların önleyici olarak kullanabileceği bir bitkidir. Depresyona karşı etkisi yok denecek kadar azdır. Sağlığınız daim olsun.

Soru: Hocam merhaba nasılsınız? Sizi dikkatle takip etmeye çalışıyorum. Size birşey sormak istiyorum. Boy uzatma kürünüz kitabınızda var mı? Şimdiden teşekkür ederim.

Cevap: Boy uzatma kürü kitaplarımda yoktur. Bu kürü sipariş vermek gerekiyor.

Soru: Göğsümdeki kitlenin fibrokistik olduğu söylendi. Brokoli kürünüzü kullanan bir arkadaşım tavsiye etti. Ben de uygulamaya karar verdim. Kitlenin çapında ilk 21 gün sonunda biraz küçülme oldu. Bu küre daha devam etmeli miyim?

Cevap: Fibrokistlere karşı önermiş olduğum brokoli kürü 2 kez 21 gün boyunca uygulanmalıdır. Her 21 günde bir 7 gün ara vermeniz gerekir. İkinci 21 gün tamamlandıktan sonra duruma göre dönem dönem 21 günlük kür uygulanır. Sağlığınız daim olsun.

Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu.Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

Beyaz lahana 1 numara


Beyaz lahana 1 numara
Değerli okuyucu, size bugün öyle bir sebzeden bahsedeceğim ki, bu nimetin hikmeti saymakla bitmez. Yeter ki, onu ne zaman ve neye karşı kullanacağınızı biliniz... Bana sorsalar, “İnsan sağlığı üzerinde etkili olan en önemli üç sebzeyi önem sırasına göre sıralayınız” diye. Cevabım, birincisinden üçüncüsüne kadar hep beyaz lahana olurdu. Dördüncü ve beşinci sırayı brokoli ve kereviz alırdı. Beyaz lahana çok yönlü bir sebzedir. Onu her araştırmaya başladığımda yepyeni bir özelliğini buluyordum. Halen de araştırdı-ğım bir sebzedir. Onun kürünü yapmaya başladıktan sonra birkaç gün içerisinde vücudunuzdaki değişikliğin farkına varabiliyorsunuz. İçeriğinde öylesine güçlü etkin maddeler ki, işte bunlardan birkaç tanesi; u-vitamini, diindolmetan, izotiyosiyanat, glucoiberin, folacin, crocetin...
Selülite karşı etkili
Beyaz lahana kürü, yağ dokusunda birikmiş toksinleri vücuttan dışarı atar. Besinler üzerinden aldığımız toksinleri, vücudumuzdaki biyotransformasyon mekanizmasını harekete geçirerek dışarı atar. İlaçlarını aldıkları halde, kan şekerini düşürmekte zorlanan şeker hastalarının kan şekerini düşürmelerinde büyük yardımcıdır. Selülitleri önler ve yok eder. Kan dolaşımı bozukluğu şikâyetiyle sık sık karşılaşan orta ve ileri yaş grubunun imdadına yetişir. Kemoterapi ve radyoterapi almış hastaların tekrar direnç kazanmalarında yardımcıdır. Uyku apnesi çeken onlarca insan tanıdım. Bu insanlardan hâlâ teşekkür telefonları ve mailler geliyor. Bağırsak kanserini önleyici mükemmel bir güce sahiptir. Birinci derece akrabalarında kolon kanseri vakası olanlara yılda en az bir kez beyaz lahana kürünü yapmalarını öneririm. Beyaz lahana kürünün hangisini uygularsanız uygulayınız, hem antioksidan hem de hormon dengeleyici gücünden faydalanıyorsunuz demektir. Özellikle kadınların bacak ve baldır kısımlarında görülen kılcal damar çatlamalarına karşı da mükemmel bir önleyici güce sahiptir. Sürekli kulak çınlamanız (tinnitus) mı var? Bu şikâyete karşı da, mükemmel bir yardımcı çözüm getirecek olan yine beyaz lahanadır. Belirtilen rahatsızlıklar için hazırlama ve uygulama şekillerinin farklı olduğunu unutmayınız.
Kan şekerini dengeliyor
Beyaz lahana kürü öylesine koruyucu ve önleyicidir ki, birçok hastalığa karşı zırh giymiş gibi olursunuz. Şeker hastalığına yakalanma riskiniz var veya hekiminiz şekerinize dikkat ediniz uyarısı yaptı ise, kan şekerini dengeleyici ve düşürücü güce sahip beyaz lahana kürünü ihmal etmemenizi öneririm. Bahar yorgunluğuna karşı bulunmaz bir nimettir. Eğer bahar yorgunluğunu yaşamak istemiyorsanız, beyaz lahana kürünü ihmal etmeyiniz.Onun 15 günlük toksin atıcı ve dolaşımı düzenleyen kürünü her yıl en az iki kez uygularım. Şu sıralar, ben de beyaz lahana kürünü uyguluyorum.
Günün Kürü:
Kan şekerini düşürücü ve kan dolaşımı düzenleyici
Bir litreden az yarım litreden fazla (yaklaşık 750-800 ml veya dört su bardağı) kaynamakta olan suda yedi-sekiz tane beyaz lahana yaprağını, parçalamadan (doğramadan, bir bütün olarak) hafif ateşte on dakika ağzı kapalı olarak haşlayınız. Haşlama esnasında kapağı açarak, tahta bir kaşık yardımıyla yaprakların tamamının suyun içerisinde kalmasına özen gösteriniz. Ilıdıktan sonra haşlanmış beyaz lahana yapraklarını süzerek ayırınız ve aç karnına veya yemeklerden bir saat sonra sadece bir buçuk su bardağı içiniz. Aç karnına içilmesi daha etkilidir. Haşlanmış beyaz lahana yapraklarını tüketmenize gerek yoktur. Beş-altı gün uygulanacak bu kürde, beyaz lahananın her gün taze olarak hazırlanması gerekir. Bir defada her öğünden sonra bir buçuk su bardağını içmekte (tüketmekte) zorlanıyorsanız, bu taktirde gün boyu aralıklarla her defasında yarım su bardağı içerek de kürünüzü uygulayabilirsiniz. Eğer, kan şekeriniz zaman zaman yükseliyor ve dolaşım bozukluğu şikâyetleri de yaşıyorsanız, beyaz lahana kürü mükemmel bir takviyedir. Kan şekerinizin aşırı yükselmesine ve dolaşım bozukluğuna karşı da zaman zaman bir önleyici olarak uygulaya-bilirsiniz. Şeker hastalarının yılda 3-4 kez bu kürü uygulamalarında büyük fayda vardır. Değerli okuyucu, tekrar belirtmek isterim ki, bu kürü uyguladığınız için hekime gitmeye ya da kan şekerinizi kontrol ettirmeye gerek olmadığı düşüncesine kesinlikle kapılmayınız.
SORU - CEVAP
Soru: Tiroit fonksiyonlarım gayet normal ama 2 santimetreyi geçen nodüllerim var. Dereotu kürünü yapabilir miyim?
Cevap: Evet, yapabilirsiniz. En az 3 ay uygulanacak olan dereotu kürü, tiroid nodüllerinin de yok edilmesinde oldukça etkilidir. 3 ayda bir kez hekiminize giderek nodüllerinizi kontrol ettiriniz. Hekim kontrol ve önerilerini ihmal etmeyiniz.Soru: Tiroidim hızlı çalışıyor. İlaç da kullanıyorum. Dereotu kürünü uygulayabilir miyim?Cevap: Dereotu kürü, hızlı veya yavaş çalışan tiroid durumunda da uygulanabilir.
Dikkat: Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise, mutlaka bir hekime danışınız
Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu.Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

Yorgunluğa karşı karanfil



Yorgunluğa karşı karanfil

Değerli okuyucu, karanfil Osmanlı mutfağının vazgeçilmez bir baharatıdır. Kuvvet macunlarında, aşurede karanfilden vazgeçilmez. Çiçekçilerin satışa sundukları ve halk arasında bilinen karanfil çiçeği ile hiçbir alakası yoktur. Anavatanı Endonezya ve İspanya olarak bilinir. Hindistan ve Sri Lanka’da bol miktarda yetiştirilir ve bu mutfakların vazgeçilmez baharatıdır. Avrupalılar karanfili turşu ve tatlılarında çeşni vermesi amacıyla kullanırlar.

Diş ağrısına karşı etkili

Karanfil ağacının tomurcuklarından elde edilen bu baharat, odunumsu ve koyu kahve-siyah renklidir. Yaklaşık iki-üç santimetre boya eriştiklerinde hasat edilirler. Anadolu’da halen çürük dişlerde ağrı kesici olarak kullanılmaktadır. Çürük dişin oyuğuna, ezilmiş kuru karanfilin bir parçası yerleştirilir veya da yağından bir damla damlatılır. Ağrı kesici gücünü içerdiği gallik asitten alır. Genel bir kural olmasa da lokantalarda içki kokusunu almak için masanıza bir çanakta karanfil sunulur.

İshale karşı

Onu ilk araştırmaya başladığım yıllar doksanlı yılların başlarıydı. Kuru karanfilde beni ilk şaşırtan, içeriğinde alpha-kadinol, alpha-kubeben ve maslinik asit etkin maddelerinin aynı anda bulunmasıydı. Bu üç ana etkin maddeyi başka hiçbir bitkinin çiçeğinde aynı anda bulamazsınız. Bu özellik karanfile özgüdür. Onun bu ayrıcalığı ishale karşı bu üçlünün bir arada bulunmasında saklıdır. Eğer ishal olduysanız hiç çekinmeden karanfil kürünü birkaç gün uygulayabilirsiniz. İshale bağlı karın sancılarını, bağırsak hareketliliğini kısa zamanda nasıl ortadan kaldırdığını hayretle gözleyebilirsiniz.

Direnci artırır

Karanfilin alternatifi yoktur. Onun sahip olduğu bazı özellikleri ve kimyası başka hiçbir bitkiyle veya baharatla mukayese edilemez. Kendinizi yorgun mu hissediyorsunuz? Zihin yorgunluğunuz da mı mevcut? Başınızda veya üzerinizde bir ağırlık mı hissediyorsunuz? Veya gergin misiniz? Bir bardak su kaynatın ve hemen sıcakken üzerine dokuz-on adet karanfil tanelerinden ilave ediniz. Beş-altı dakika bekledikten sonra karanfilleri içerisinden çıkarmadan yudum yudum içiniz. En geç on dakika sonra yorgunluğunuzun gittiğini, vücut direncinizin arttığını gözlemleyebilirsiniz. Çok daha önemlisi, günün yorgunluğuna bağlı zihin yorgunluğunuzun ortadan kalktığını daha dinamik düşünsel güce sahip olduğunuzu hayretle hissedebileceksiniz. Üzerinizdeki gerginliğin de yavaş yavaş ortadan kalktığını göreceksiniz. Karanfilin bu konudaki etkilerini daha da artırmak istiyorsanız, kendinize bir çay demleyip içerisine 10-12 adet karanfil atınız, birkaç dakika bekledikten sonra çayınızı yudumlayarak keyfini çıkartınız. İçtikten 5-10 dakika sonra zihin yorgunluğunuzun kaybolduğunu ve daha zinde olduğunuzu hayretle gözlemleyebilirsiniz. Bu amaçla uygulayacağınız karanfilli çayı haftada 3-4 defadan fazla uygulamayınız ve alışkanlık haline getirmeyiniz.

GÜNÜN KÜRÜ

İshale karşıSabah kahvaltısından bir saat sonra yedi-sekiz adet karanfil çiğnenmeden oda sıcaklığındaki bir- iki yudum suyla yutulur. Aynı gün akşam yemeğinden iki saat önce yedi-sekiz adet karanfil, oda sıcaklığındaki bir-iki yudum suyla çiğnemeden yutulur. Bu küre en fazla yedi gün devam edilir. Kullanılacak karanfilleri yutmadan önce ortadan ikiye bölüp suyla yutmak daha etkilidir. Havanda ezerek daha etkili olur düşüncesine kapılmayınız. Havanda ezildikten sonra alınması yanlıştır. Etkisi azalır.
Zihin yorgunluğuna karşı birebirTaze demlenmiş bir bardak sıcak çayın içerisine 10-12 adet kuru karanfil ilave edilir. Üç-dört dakika bekledikten sonra yudum yudum içilir. Şeker ilave edilmeden içilmesi en etkili şeklidir. Çayınızı yudumlarken ağzınıza gelen karanfil tanelerini dişlerinizin arasında hafif ezerek eminiz. İkinci bardak çay içecekseniz, içerisinde kalan karanfilleri kullanınız, yeniden karanfil ilave etmeyiniz. Karanfilli çay içimini günde iki, haftada dört kereden fazla uygulamayınız. Alışkanlık haline getirmeyiniz. Vücut direncinizin azaldığı, zihin yorgunluğu ve strese bağlı yorgunluk hallerinde uygulayınız.

DİKKAT:

KARANFİL KÜRÜ UYGULANIRKEN:İshal şikayetlerinde karanfil, çay olarak içilmemelidir. Birkaç yudum oda sıcaklığındaki su ile alınmalıdır. Trombozit (platelet) düşüklüğü sorunu yaşayan hastaların karanfil kürünü uygulamamaları gerekir. Özellikle bazı ilaçlar, yan tesir olarak trombozit düşüklüğüne neden olabilmektedir. Bu türden ilaçları kullanan hastaların karanfilden uzak durmaları gerekir. Kullanacağınız karanfillerin raf ömrünün bir yıldan daha fazla olmamasına özen gösteriniz. Bir yıldan fazla beklemiş karanfilleri kullanmayınız. Kuru karanfili iki parmağınızın arasında ezmeye çalıştığınızda, eğer kolayca kırılıp ufalanıyor ise, kullanmayınız. Raf ömrünü çoktan doldurmuş demektir.
Kanser hastalarına yardımcıKemoterapi veya radyoterapiye bağlı gelişen ishaliniz var ise, birkaç günlük karanfil kürü mükemmel bir yardımcıdır.

Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu.Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

KİRAZ SAPI



KİRAZ SAPI

Değerli okuyucu, doğa kesinlikle çöp üretmez. Canlı yaşamda atık yoktur. Ne tür bir canlı (insan, hayvan, bitki, bakteri) olursa olsun, herbirinin atığı bir başka canlının gereksinimidir. Bu gereksinim doğanın dengesini kurar. Bir başka deyişle doğadaki her canlı bir başka canlıya muhtaçtır. Hiçbir canlı yoktur ki, bir başka canlıya ihtiyaç duymadan yaşamını sürdürebilsin. Geçmişte çöp deyip çöp tenekesine attığımız çok sayıda atık, çöp olmaktan çıkmış bir ihtiyaç haline gelmiştir. Kaldı ki, ne patatesin kabukları, ne enginarın yaprakları, ne kerevizin sapları veya yaprakları ne de şu sıralar milyarlarcası tekrar toprağa düşen çeşit çeşit yaprak bir çöp değildir. Eğer onlardan faydalanamıyorsak, hakkında ilim sahibi olmadığımızdandır. Yani araştırılmamış olmasıdır. Doğa insanoğlu için sınırsız bir araştırma kaynağıdır. Sizlere bugün, bir zamanlar çöp (atık) bilip, çöp tenekesine attığımız kiraz sapını örnek vermek istiyorum. Kurutulmuş kiraz sapı ve armutun bir türünün sapları, yaklaşık onbeş yıldan beri geriye dönerek tekrar tekrar ele alıp üzerinde çalıştığım bitki kısımlarıdır. Kolay kolay da bu çalışmalarımın sonlanacağını düşünemiyorum. Çünkü, kurutulmuş kiraz sapının kendine özgü basit bir kimyasal yapısı ve mükemmel bir biyokimyası var. Karmaşık olmayan, düzenli ve belirgin bir selülozik yapıya sahip. İçerdiği etkin maddelerin azlığı ve bağımsızlığı onu tedavi amaçlı kullandığımız takdirde çok güçlü kılmakta. Bu özelliği bugüne kadar incelediğim ve araştırdığım hiçbir bitkide görmedim. Kiraz sapı ayaklarda oluşan ödemlere karşı ideal bir yardım-cıdır. Kiraz sapını kaynatıp içmek hem dolaşımı kolaylaştırmakta, hem toksin atmakta hem de vücutta oluşan şişliği (özellikle yüz kısmında) yok etmektedir.

KADINLAR İÇİN:

Âdet dönemlerinde pek çok kadın vücudunda oluşan şişmelerden (özellikle yüz bölgelerinde) şikâyetçidirler. Estetik açıdan can sıkıcı olan bu durumdan kurtulmanın en kolay yolu kurutulmuş kiraz sapıdır. Kurutulmuş kiraz sapı kürü, âdet dönemlerinde gelişen vücut ödemlerine karşı etkili bir kürdür. Adet dönemlerinde ödem şikâyeti yaşayan kadınlar için özellikle önermekteyim.

ERKEKLER İÇİN:

Rezidü, idrar kesesindeki idrarın bir seferde tamamen boşaltılamaması demektir. Yani, idrar yaptıktan sonra idrar kesesinde bir miktar daha idrarın kalması anlamına gelir ki, kısa bir süre sonra tekrar tuvalete gitme ihtiyacı hissedilir. Orta yaşın üzerindeki erkeklerde görülen rezidü şikâyetlerinin ortadan kaldırılmasında iyi bir yardımcıdır. Sağlığınız daim olsun.

GÜNÜN KÜRÜ:

Regl dönemine bağlı ödeme karşı

Kaynamakta olan bir litre suya yaklaşık bir avuç kiraz sapını atınız. Beş dakika ağzı kapalı olarak hafif ateşte kaynatınız. Soğuduktan sonra süzünüz ve bir şişeye doldurarak buzdolabında koruyunuz. Aç veya tok, regl süresince her gün bir su bardağı içiniz. Hazırlanan kiraz sapı suyu buzdolabında üç gün bekleyebilir. Üç günden sonra artan miktarı kullanmayınız. Gerekiyorsa yeniden her üç günde bir taze olarak hazırlayınız. Satın aldığınız kiraz sapları tozlu olabilir, soğuk suda yıkayabilirsiniz. Kesinlikle sıcak suda yıkamayınız.

Toksin atıcı ve dolaşım bozukluğuna karşı

Kaynamakta olan bir litre suya yaklaşık bir avuç kiraz sapını atınız. Yedi dakika ağzı kapalı olarak hafif ateşte kaynatınız. Kaynama süresi tamamlandıktan sonra, soğumasını beklemeden süzünüz ve bir şişeye doldurarak buzdolabında koruyunuz. Yemeklerden yarım saat önce veya yemeklerden iki saat sonra günde sadece bir su bardağı içilir. Bir hafta uygulandıktan sonra üç gün ara verilir ve tekrar bir hafta uygulanır ve sonra kür sonlandırılır. Hazırlanan kiraz sapı suyu buzdolabında üç gün bekleyebilir. Üç günden sonra artan miktarı kullanmayınız. Gerekiyorsa yeniden her üç günde bir taze olarak hazırlayınız. Satın aldığınız kiraz sapları tozlu ise, soğuk suda yıkayabilirsiniz. Kesinlikle sıcak suda yıkamayınız.

ROMATOİD ARTRİT DURUMUNDA:Romatizma şikâyetlerine karşı kurutulmuş kiraz sapı ile dişi ısırganın beraberce hazırlanan kürü, mükemmel bir yardımcı tedavi imkânı sunuyor. Bu kürü uygulayan çok sayıdaki romatizma hastası kürün gücünü de çok iyi bilmektedir. Siz değerli okuyucularıma, ısırgan konusunu bu köşede işlerken kurutulmuş kiraz sapı-dişi ısırgan kürünün hazırlama ve uygulama şeklini yazacağım.

Dikkat: Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise, mutlaka bir hekime danışınız.

Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu. Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

25 Aralık 2008 Perşembe

DOĞAL CİLT MASKESİ






DOĞAL CİLT MASKESİ
Değerli okuyucu, doğal bir ürünün belli bir kısmını çöpe atıyor isek, onun hakkında bilgi sahibi veya ilim sahibi olmadığımızdandır. Doğa kesinlikle çöp üretmez. Örneğin, elmanın veya portakalın kabukları çöp değildir. Elma kabukları üzerine yapmış olduğum araştırmalarımın ardından hiç beklemediğim bir sonuçla karşılaştım. Elmanın cildi mükemmel bir şekilde besleyecek, tazelik ve parlaklık kazandıracak etkin maddelere sahip olduğunu gördüm. Dirençli kılıyor Kozmetikle ilgili çalışmalar pek fazla üzerinde durmadığım ve zaman ayırmadığım konulardır. Bir deri hastalığı üzerine kırmızı elma kabuklarının etkili olabileceğini araştırmaya başlamıştım. Çünkü elmanın içeriğinde bulunan bazı etkin madde gruplarının, örneğin, digalactosyl-diglycerid’in, bir deri hastalığına karşı etkili olduğunu biliyordum. Bazı meyve kabuklarında kimyasal adı farnesen olan bir etken madde vardır. Farnesen maddesinin çok iyi tanımlanmış alpha-farnesen ve beta-farnesen olmak üzere iki adet izomeri bulunur. Koklandığında, özellikle yeşil elmaya özgü kokuyu veren bu etken maddedir. Kabuğunda farnesen bulunan meyvelerin kabukları zarar gördüğünde, açığa çıkan farnesen havanın oksijeni ile temas ederek zarar gören bölgenin kararmasına (koyu kahve rengi) neden olur. Sonuçta meyve zedelendiği bölgeden çürümeye başlar. Farnesen maddesi, bulunduğu meyvenin kabuğunu (cildini) dirençli kılan bir maddedir. Araştırmalarımın sonunda kırmızı elma kabuklarının içeriğindeki etkin madde gruplarının tek başına etkili olamayacağını gördüm. Etkili olabilmesi için beraberinde farklı bir promotorla (işlev artırıcı) kullanılması gerekiyordu. Canlandırıcı etki Bu yolda araştırmaya devam ederken sırada kayısı vardı. Kırmızı elma kabukları ile kalın soyulmuş kayısı karışımının cilde tazelik, canlılık kazandıran mükemmel bir maske oluşturduğunu fark ettim. Ne var ki, kırmızı elma kabuklarıyla beraber kayısı uygulaması araştırdığım deri hastalığına çözüm getirmemişti ama yan sonuç olarak cilt tazeliği, cilt canlılığı ve cildin güzel görünümü için uygulanabilecek başarılı bir yüz maskesi ortaya çıkmıştı. Bugün, hem kadınların hem de erkeklerin kolayca uygulayabilecekleri elma-kayısı cilt maskesini “Günün Küründe” açıklıyorum. Tüm okuyucularımın Kurban Bayramı’nı kutlar, sağlıklarının daim olmasını dilerim.
Elma ve kayısı birlikteliğiNe elmanın ne de portakalın kabukları çöpe atılmayı hak ediyor. Portakalın kabuklarından reçel yapabilirsiniz. Hiçbir şey yapamazsanız, bu kış meyvesinin kabuklarını çöpe atmadan önce, evinizdeki ocağın veya sobanızın veya da sıcak kalorifer radyatörünün üzerine koyarsanız, tüm evinizi kaplayan hoş kokuyu hissedebilirsiniz. Yıllar önce elma üzerinde araştırmalarıma başlamıştım. Elma kabuklarındaki cilde parlaklık ve tazelik kazandıracak etkin maddelerinden nasıl faydalanabilirdik? Elma kabuklarını bu amaçla tek başına kullanmak yeterli değildi. İçerdiği bu faydalı etkin maddelerin cildimize uygulandığında etkili olabilmeleri için, ikinci bir promotora ihtiyaç vardı. Yaptığım çalışma sonucunda, en uygun promotorun kayısı olduğunu buldum.
GÜNÜN KÜRÜ
Kırmızı elma ve kayısıyla yüz maskesi.
Bu maske için kullanacağınız malzemeler: 1 adet sert, ekşi olmayan orta boy kırmızı elma ve 4 adet sert kayısıdır. Bir adet orta boy kırmızı elmanın kabuğu ince olarak soyulur. Maske için kullanılacak olan kırmızı elmanın ince soyulmuş kabuklarıdır. 4 adet sert kayısı (yumuşak olmayan) her biri yaklaşık 1.5 cm kalınlığında soyun (kabukları ile beraber). Kayısının çekirdeğinin etrafında bulunan yumuşak plazenta kısmı kullanılmamalıdır. İnce olarak soyulmuş kırmızı elma kabuğu ile kalın etli (1.5 cm) soyulmuş 4 adet kayısı beraber küçük bir kapta ve çok az su ilave ederek hafif ateşte 5 dakika lapa haline getirin. Lapa haline getirirken çatal yardımıyla da iyice ezin. 5 dakikalık lapa yapma süresinde karışıma az az su ilave ederek kıvamı koruyun, çatal veya kaşık yardımıyla iyice ezerek homojen hale getirin. 5 dakika tamamlanınca ılımasını bekleyin. Ilıyınca iki parmak yardımıyla alnınıza, burun ve yüzünüze çok hafif bir şekilde fazla bastırmadan yedirerek sürün. En az 20 en fazla 30 dakika bekletin. Daha sonra sadece suyla yıkayın ve havlu ile kurulayın. Bu işlem haftada bir kez uygulanır. Ayda üç defadan fazla uygulamayın.
Dikkat: Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise, mutlaka bir hekime danışınız.
Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu.Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

ELMANIN KABUĞU KANSER DÜŞMANI ÇIKTI.



ELMANIN KABUĞU KANSER DÜŞMANI ÇIKTI.

Elma kabuğundaki ‘triterpenoids’ adlı maddenin, kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediğini veya öldürdüğünü tespit edildi.Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Deneysel Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hakkı Gökbel, “ABD Cornell Üniversitesi araştırmacıları, elma kabuğundaki ‘triterpenoids’ adlı maddenin, kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediğini veya öldürdüğünü tespit etti” dedi. Gökbel, ülkemizin her yerinde bol miktarda yetişen elmanın düzenli olarak tüketilmesi gerektiğini ifade etti. Gökbel, “Türkiye’de her yıl 150 bin kişi kansere yakalanıyor. Korunmak için, sebze ve meyvenin bol miktarda tüketilmesi konusunda toplum teşvik edilmeli, bilinçlendirilmelidir” şeklinde konuştu.

Etiketler:

PORTAKAL


PORTAKAL

Akdeniz bölgesinin sessiz çığlıkları
Değerli okuyucu, bugün sizlere kış mevsiminin en önde gelen meyvesi portakaldan bahsetmek istiyorum. Akdeniz bölgesinin bu ünlü meyvesinin otuza yakın cinsi vardır. Suyunu hafif çekmiş, kalın kabuklu, yumurta şeklinde, iri, yafa portakalıdır. Ne acıdır ki, son birkaç yıldan beri pazarlarda yafa portakalını bulmak mümkün değil. Belki, sizin de dikkatinizi çekmiştir, özellikle son iki kış mevsiminde cinslerini ve tadını yadırgadığınız portakal cinslerini görmektesiniz... Belki de kendini kendinize sormuşsunuzdur, bunlar da nereden çıktı, nerede o eski portakallar diye... Akdeniz bölgesinde son 20-25 yıl içerisinde binlerce dönüm narenciye bahçesi yok oldu. Mersin, Antalya illerinde yüzlerce dönüm narenciye bahçelerinin üzerinde mahalleler kuruldu. Akdeniz sahil şeridinde binlerce dönüm narenciye bahçesi yok edilerek yerine yazlık konutlar ve tatil köyleri kuruldu.Çocukluk ve gençlik yıllarımdan hatırlıyorum, milletin efendileri sırtlarında çuvallarda toprak taşıyarak yarı kayalık arazilerde üç-beş dönümlük narenciye bahçeleri kurmuşlardı. Omuzlarında su taşıyarak bu küçük bahçeleri yetiştirdiler. O bahçeler çoktan yok oldu. Susuz kalan bitkinin çığlığı Sahil şeridinde halen susuzluğa terk edilmiş yüzlerce dönüm narenciye bahçesi var. Nasıl olsa arazi kıymetli, gerisi önemli değil. Susuz kalan bir bitkinin çığlığını ve inlemesini, asistan olarak çalıştığım yıllarda, Graz Teknik Üniversitesi, Mikrobiyoloji ve Biyoteknoloji Enstitüsü’nde, kurduğumuz düzenekle öğrencilere gösterirdik. Öğrencilerden gelen tepki üzerine deneyi kaldırdık. Artık, Güney sahillerine gitmiyorum. Halen yüzlerce dönüm ekili narenciye bahçesi ölüme terk edilmiş. Yazın sıcağında nasıl kavrulduklarını, kuruduklarını görmemek, yüreğimde onların çığlıklarını yaşamamak adına güneye gitmiyorum. Gitmesem de o çığlıkları hissediyorum. Şimdilerde biraz yağmur alıyorlar, acım daha az. Portakal suyu aç karnına halsizlik yaparTaze sıkılmış portakal suyu her zaman içilmemelidir. Sabahları aç karına içilen portakal suyu halsizlik yapar, gün içerisinde yorgunluğa sebep olur. Eğer, sabah aç karnına içmeyi alışkanlık haline getirirseniz, öğleye doğru başlayan hafif baş dönmeleri yaşayabilirsiniz. Akşam içildiği taktirde, büyük bir ihtimalle geceyi uykusuz geçirmenize sebep olabilir. Taze sıkılmış portakal suyu, kahvaltı arasında veya sonrasında günde bir bardak içilmelidir. Sivilce ve akne şikâyeti olanların portakal suyundan uzak durmalarını öneririm. Sivilce ve akneleri azdırır. Üst dudak ile alt dudağın birleştiği her iki kenar bölgesinde kapanmak bilmeyen ilithaplı yırtık var ise, portakal tüketiminden veya taze sıkılmış suyundan kesinlikle uzak durulması gerekir. Taze portakal yaprağıKronik kabızlık şikâyetine karşı portakal yaprağı iyi bir çözümdür. Kabızlığa karşı kullanılacak olan portakal yapraklarının mutlaka taze ve yeşil olması gerekir. Kurutulmuş portakal yaprakları amaca uygun değildir. Portakal yaprağında bulunan hidroksiprolin ve luteolin beta rutinosit etkin maddeleri sindirim sisteminin perisaltik hareketlerini uyararak, kabızlığın ortadan kalkmasında mükemmel bir destekleyicidir.
GÜNÜN KÜRÜ
Kabızlığa karşı taze portakal yaprağıYaklaşık 150 ml (bir su bardağı) suda yedi-sekiz adet taze portakal yaprağını 10-12 dakika kısık ateşte kaynatınız. Kaynama süresi tamamlandıktan sonra ocaktan indiriniz ve ılımasını bekleyiniz. Ilıdıktan sonra kahvaltıdan en erken bir saat sonra içilir. Dört gün boyunca günde bir kez içilir ve kür sonlandırılır. İhtiyaca göre kür tekrar edilebilir. Dikkat: Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise, mutlaka bir hekime danışınız.
Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu.Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

Kakaonun en iyi alternatifi harnup(keçiboynuzu)


Kakaonun en iyi alternatifi harnup(keçiboynuzu)
İngilizcesi her ne kadar “carob” ise de, genelde “St.Johns Bread” olarak bilinir. Almanca’sı da “johannisbrot” dur. Her iki lisanda da “Yakup Peygamber’in Ekmeği“ anlamına gelir. Yakup Peygamber’in çölde ekmek yerine tükettiği bir meyvedir. Yıllar içerisinde insanlar harnupun beslenmedeki önemini unuttular. Çeşit çeşit hazır besinler tüm süpermarketlerde insanın hizmetine sunulurken, doğal beslenme gelenekleri ve alışkanlıkları da yavaş yavaş ortadan kalkmıştır. Son birkaç yıldan beri tekrar eskiye dönüş yolları aranmaya başlandı. Avrupa’da “reformhaus” veya “bioladen” adı altındaki marketlerde zirai ilaç ve suni gübre kullanılmadan yetiştirilen meyve ve sebzeler ayrıcalıklı olarak satılıyor. Hem de nerede ise gösterişli sebze ve meyvelerin iki katı fiyatına. Harnup, kakaonun yerine kullanılabilen en mükemmel alternatiftir. Kakaoda bulunan kafenoid’leri içermez. Örneğin, keçiboynuzunda theobromin yoktur. Kakaoda yüksek miktarda bulunan yağ, harnupta sadece yüzde 1’dir. Kakaoda bulunan birkaç tane etkin madde migreni tetikleme özelliğine sahiptir. Unutmayınız ki, çikolatanın temel maddesi kakaodur.Eğer kakaoya karşı alerjiniz var ise, keçiboynuzunu rahatlıkla tercih edebilirsiniz. Kakao vücudumuzda alerjiye neden olan antikor üretimine sebep olmaktadır. Bu nedenle alerjiye yatkınlığı olanların veya alerjik reaksiyonları olanların kakao tüketiminde ölçülü olmalarını tavsiye ederim. Kakaolu kek veya pastaları tüketirken de ölçülü olmak gerekir. Keçiboynuzunun kakao karşısındaki diğer avantajı da oksalik asit içermemesidir.
İdeal bir destekleyiciÇocukların ve yetişkinlerin ishallerinin durdurulmasında keçiboynuzu ideal bir destekleyicidir. Keçiboynuzunun içeriğindeki lignin ve pectin miktarları öylesine ilginç bir dengeyle kuruludur ki, mesleği gereği veya çalışma ortamlarından dolayı ağır metal ya da radyoaktif madde alımına maruz kalanlara veya ağır sanayi bölgesinde yaşayanlara keçiboynuzu tüketimine önem vermelerini tavsiye ederim. Çünkü, vücuttan ağır metallerin atılmasında oldukça etkilidir.Ayrıca, alerjinin neden olduğu nefes darlığı problemlerinde büyük bir başarıyla uygulanabilir. Alerjik nefes darlığı çeken birçok insan tanıdım, bu insanlar yılın belli mevsimlerinde kortizon tedavisinden başka çare bulamıyorlardı. Öksürük krizlerinin nedenli şiddetli olduğunu anlatıyorlardı. Keçiboynuzunu önerdiğim bu insanların çoğu daha hemen ertesi gün rahatlamaya başladıklarını söylediler. Çocuklarda, keçiboynuzu (harnup) kürünü uygularken dikkat edeceğiniz en önemli nokta, günde bir defa ve sadece sabah kahvaltısı arasında tüketilmesidir. Öğle veya akşam uygulanmaması gerekir. Guatr rahatsızlığından dolayı nefes darlığı çekenler de bu kürden olumlu sonuçlar aldıklarını belirtmişlerdir. Keçiboynuzu aynı zamanda hareketli sperm sayısını artıran özelliğe de sahiptir. Aktif sperm sayısı az olan ve az sperm sayısından dolayı çocuğu olmama riski yüksek baba adaylarının kullanmasında çok büyük fayda vardır. Kısaca, sperm sayısı az olanlar için ideal bir bitkisel çözümdür.
GÜNÜN KÜRÜ
Kür 1: Genel nefes darlığı, alerjik nefes darlığı ve soğuk alerjisi durumunda.Orta büyüklükteki keçiboynuzundan 6-7 tanesini önce soğuk su altında yıkayınız. Daha sonra bunları küçük küçük (3-4 cm uzunluğunda) kırarak, kaynamakta olan yarım litreye yakın suyun içine atınız. Hafif ateşte 7-8 dakika kaynatınız. Soğuduktan sonra süzerek suyunu cam şişeye doldurunuz. Buzdolabında en fazla üç gün bekletebilirsiniz.Her gün sabah kahvaltı arasında ve akşam yemeğinden önce bir çay bardağı içilir. Yaklaşık yarım litre olarak hazırladığınız keçiboynuzu suyu üç gün buzdolabında bozulmadan korunabilir. Her üç günde bir, taze olarak hazırlamanız gerekecektir. Hiç ara vermeden 20 gün uygulayınız. Yirmi gün tamamlandıktan sonra aynı şekilde hiç ara vermeden 15 gün devam ediniz. Onbeş günlük kürü uygularken bir çay bardağı içerisine bir küçük çay kaşığı bal ilave edip karıştırınız, sabah kahvaltınız arasında ve akşam yemeğinden önce birer çay bardağı içiniz. Keçiboynuzu kürünü uygularken sabah kahvaltınızda ayrıca bal tüketmeyiniz.
Dikkat: 5 ile 12 yaş arasındaki çocuklarda nefes darlığı veya alerjiye bağlı nefes darlığı söz konusu ise, bu taktirde uygulama 1’ e göre sadece bir çay bardağı sabah kahvaltısı arasında içilecektir. Akşam yemeklerinde içilmeyecektir
Kür 2: Erkeklerde iktidarsızlığa karşı, hareketli sperm sayısını ve kalitesini artırıcı etkisi var.Kaynamakta olan yaklaşık yarım litre suya 6-7 adet keçiboynuzunu küçük küçük kırarak atınız. Ağzı kapalı olarak hafif ateşte 3 dakika kaynatınız. Kaynama süresi tamamlandıktan sonra ocağın altını kapatınız ve 20 dakika dinlendiriniz. Dinlenme süresi tamamlandıktan sonra kaşıkla keçiboynuzu parçalarını çıkartınız. Soğuduktan sonra yarısını sabah aç karnına, diğer yarısını da akşam yatmadan önce içiniz. Bu uygulamaya bir hafta boyunca her gün devam ediniz. Birinci haftadan sonra 3 ay boyunca her gün akşam yatmadan önce bir su bardağı içiniz. Daha sonraki aylarda zaman zaman uygulayınız.
Dikkat: Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise, mutlaka bir hekime danışınız.
Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu. Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

24 Aralık 2008 Çarşamba

Sakinleştirici etkisiyle Kantaron



Sakinleştirici etkisiyle Kantaron

Değerli okuyucu, bugün sizlere ülkemizde de yetişen Kantaron bitkisinden bahsetmek istiyorum. Altın sarısına benzeyen çiçeklerinden dolayı ona sarı Kantaron da denilmektedir. Bu bitkiyi hemen hemen her ülkede bulmak mümkündür. Avrupa, Asya, Kuzey Afrika ve ABD’de yetişen bir bitkidir. Ülkemizde, yöreden yöreye değişen isimleri var, Mayasıl otu, Kılıç otu, Binbirdelik otu gibi... Osmanlının otacı kültüründe de yerini almış bir bitkidir.Geleneksel tıp, bu bitkiyi antidepresan olarak kullanmaktadır. Hafif ve orta şiddetteki depresyon tedavisinde önermektedir. Almanya’da bir yılda en az iki milyon kez reçete edilmektedir. Doğal haliyle yaprak, sap ve çiçekleri ile beraber de kullanılabilir. Avrupa’da eczanelerde doğal haliyle de satılmaktadır. Kantaron bitkisinin ana etkin maddesi hypericin, onun Latince adından kaynaklanır. Antidepresan etkisi hypericinin dışında yapraklarında zengin olarak bulunan değişik flanovidlerden ve sadece çiçeklerinde bulunan trollixanthin maddesinden kaynaklanır. Ayrıca, bitkinin yaprak, sap ve çiçeklerinde bulunan hyperforin etkin maddesi sedatif (sakinleştirici) etkilidir. Hekiminiz kullandığınız antidepresan ilacınızı yavaş yavaş azaltmanıza karar verdiyse ve tekrar eski depresyon hallerim tekrarlarsa endişesi çekiyorsanız, hekiminize danışarak, Kantaron bitkisinin desteğini alabilirsiniz. Avrupa’da çok sayıda hekim antidepresan ilaçları azaltırken, Kantaron bitkisinin desteğini hastalarına sunarak, tekrar başa dönme riskini veya endişesini minimuma indirmektedirler. Anti kanserojen ve anti tümoral etkiSon yıllarda yapılan araştırmalarda kantaronun içerdiği hypericin ana etkin maddesinin anti kanserojen gücüne büyük oranda ilgi artmıştır. Hiçbir bitkiyi tek başına ana etkin maddesinden dolayı ön plana çıkarmamak gerekir. Çünkü ana etkin maddenin işlevini artırıcı ve fonksiyonel kılan daha çok sayıda yardımcı ve promotor etkin maddeleri de vardır. Kantaron bitkisinin de bu anlamda özellikle bağırsak ve meme kanserlerinin yardımcı tedavisinde quercitrin, rutin, pyrogallol, lutein, phloroglucinol ve pectin gibi doğrudan ve promotor olarak fonksiyonel etkin maddeleri bulunmaktadır.âdet günlerini sancılı geçiren kadınlara bitkisel destekleyici olarak civanperçemi mükemmel bir yardımcıdır. âdet gününe bir hafta kala, civanperçeminin çayı günde bir kez içildiğinde âdete bağlı sancılar yaşanmaz. Bir haftalık küre her âdet döneminde tekrar etmek gerekir. Kantaron bitkisinin çayının bir özelliği de âdet dönemlerine bağlı sancıları ortadan kaldırabilme gücüne sahip olmasıdır. Kantaron bitkisinin bu anlamda nasıl kullanılacağı, günün küründe verilmiştir.DikkatRadyoterapi ve kemoterapi esnasında Kantaron bitkisinin kullanılmaması gerekir. Özellikle radyoterapi alan veya alacak olan hastaların Kantaron bitkisini kullanmamaları gerekir. Kemo ve radyoterapi seansları tamamlandıktan en erken bir ay sonra Kantaron bitkisinin yardımcı ve destekleyici gücünden faydalanabilirler. Işın tedavisi ve/veya kemoterapi alan hastalarda trombozit (platelet) değerleri düşüş gösterebilmektedir. Kantaron bitkisinin içeriğinde bulunan hyperosid maddesi, trombozit düşüşüne neden olabilmektedir. Kanama riski olan siroz hastalarının da Kantaron bitkisinden uzak durması gerekir.Dikkat: Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise mutlaka bir hekime danışınız.

GÜNÜN KÜRÜ

Sancılı geçen âdet döneminde etkili olurİki bardak (yaklaşık 300 ml) su kaynatılır. Su kaynadıktan sonra içerisine 1 tatlı kaşığı tepeleme kurutulmuş kantaron bitkisi (kökleri hariç) ilave edilir. Yaklaşık 1 dakika kısık ateşte kaynatılır ve ılımaya bırakılır. Ilıdıktan sonra süzülür. Yudum yudum sadece 1 bardak içilir. Âdet gününe bir hafta kala başlanır ve âdet başlayana kadar günde bir kez hazırlanıp içilir. En uygun içim zamanı akşam yatağa gitmeden 1 saat öncesidir. İçildiği günlerde sakin ve huzurlu bir uyku imkânı sağlar.

Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu. Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

Anne sütünü artırıcı kürler




Anne sütünü artırıcı kürler
Değerli okuyucu, bebeklerini emziren annelerden sık sık aldığım soruların başında, “Bebeğimi daha uzun emzirmek istiyorum, fakat sütüm azalmaya başladı, ne önerirsiniz?” sorusu geliyor. Emzirme döneminin (laktasyon) daha ikinci aylarında sütlerinin azaldığından yakınan annelerin sayısı ne yazık ki, giderek artmaktadır. Tek bir kür yokBu konuda önerdiğim tek bir kür yoktur. Çünkü, emziren bir annenin sütünün erken azalmasının birçok nedeni olabilir. Bu durumu mutlaka öncelikle hekimleriyle görüşmelerini öneririm. Hamilelerin, bebeklerini emziren annelerin mevsiminin dışında yetişen hormonlu ve ebter tohumlu sebzeleri tüketmemelerini özellikle belirtmek isterim. Ayrıca mevsiminde olsun veya olmasın ebter tohumdan üretilen sebzelerin tüketilmemesini öneririm. Transgen (genleri ile oynanmış) tohumlardan elde edilen ve ülkemizde de görülmeye başlayan bu ürünleri, örneğin mısır, hamilelerin ve bebeklerini emziren annelerin özellikle tüketmemeleri gerekir. Önermiş olduğum kürlerin tamamı anne sütünü artırıcı etkiye sahiptir. Özellikle, incir-havuç kürü ve taze beyaz dut oldukça güçlü galactogogue (anne sütünü artırıcı) dır. Bebeklerini emziren annelere öncelikle incir-havuç kürünü uygulamalarını öneririm.
Taze beyaz üzümDereotuİncir (taze veya kurutulmuş)İncir-havuçTaze beyaz dutHaşlanmış taze beyaz dut kurusu kürleridir. Yukarıda isimlerini yazmış olduğum kürlerin hazırlanma ve kullanma şekillerini vermiş bulunuyorum. Aynı anda yukarıda belirtmiş olduğum kürleri birden fazla kürün uygulanmaması gerektiğini özellikle belirtmek isterim. Bunların dışında diğer yardımcı kürler ise,AnasonKerevizTaze kereviz yapraklarıBal kabağıÇilekKıvırcık salataSumakRezene çayıTere
GÜNÜN KÜRÜ
Kür 1 : Günde iki porsiyon taze beyaz üzüm tüketmek anne sütünü artırıcı etki yapar.
Kür 2 : Sabah akşam yemeklerden önce tüketeceğiniz dereotu sütünüzün artmasını sağlayacaktır.
Kür 3: Anne sütünü artırmak için haşlanmış kuru incir suyu da içilebilir. Sekiz- dokuz adet kuru inciri yarım litre suda haşlayınız. İkiye böldüğünüz suyu sabah-akşam olmak üzere günde iki kere tüketiniz.
Not: Bu kürler aynı anda uygulanmaz. Uygulama süresi bir haftadır. Bir haftanın sonunda uygulama bırakılır. Bir hafta uyguladığınız herhangi bir kürden sonra tekrarlama ihtiyacı duyarsanız bu defa başka bir kürü uygulamanızda bir sakınca yoktur. Örneğin, bir hafta taze beyaz üzüm kürü uygulayıp bıraktınız. Daha sonraki bir dönemde yine bir hafta olmak üzere dereotu veya kuru incir kürünü uygulayabilirsiniz.
Dikkat: Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise, mutlaka bir hekime danışınız.
Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

18 Aralık 2008 Perşembe

Baharatın Öyküsü



Baharatın Öyküsü


Baharatlar, çiçek, yaprak veya kabukları kurutularak, dört mevsim lezzet ve şifa dağıtıyor. Bazen bir çiçeğin, bazen dev bir ağaç kabuğunun, bazen de bir orkide soğanının adı olan baharatlar, insanoğlunun çok eskilerden beri değişik amaçlarla kullandığı bitkilerdir. Baharatın ilk kullanıldığı yer olarak, Uzak Doğu kabul edilir. Avrupa'da ilk tanınan baharatlar ise, Hint Karabiberidir. O yıllarda, birşeyin pahalı olduğunu ifade etmek için, "Karabiber gibi pahalı" denildiği de kayıtlarda yer almaktadır. Avrupalı'larca yağ ve merhem yapımında kullanılan tarçın, Hindistan ve Seylan gibi ülkelerden, kervanlarla İskenderiye'ye kadar getiriliyordu. Öyle ki, bir zamanlar tarçının, Arabistan'da yetiştirildiği zannediliyordu. İlk çağdan beri Çin ve Hindistan'da kullanılan zencefilin, Hindistan'dan geldiğini bilmeyen Dioskorides ve Plinius'a göre, bu baharat Yunanlılar'a Persliler tarafından tanıtıldı. Zencefil, Romalı'ların besin maddelerinde büyük rol oynamıştı. Zencefilin Ortaçağ Avrupası'nda kullanımı, karabiber kadar yaygındı ve onun gibi pahalıydı. İlaç ve boya olarak kullanılan, Keşmir, İran ve Frigya'dan gelen safran, Romalılar tarafından biliniyor ve kullanılıyordu. Baharatın Bizans İmparatorluğu yoluyla Avrupa'ya geçmesi, 9. yüzyıldan itibaren engellendi. Ama çok miktarda tüketilen etin muhafazası için, baharata duyulan ihtiyaç ve onun güzel tadı, zengin sınıflarına baharatı unutturamadı. Baharatın yıldızı Avrupa'da yeniden parladı ve safran, Fransa ile İtalya'da ekilmeye başladı. Doğu Akdeniz limanları (İskenderiye) Avrupalı tüccarlara yeniden açılınca, Venedikli'ler Avrupa piyasasında hemen hemen bir tekel kurdular. Orta çağın sonunda, Avrupa'da baharat tutkusu, aşırı derecede çoğalmıştı. Şatafatlı ziyafetlerde baharatlı yemekler yapmak modaydı. Alabildiğine zenginleşmiş olan baharat tüccarları, Floransa'da bu işi sanat haline getirdiler ve 19. yüzyılın başında 288 çeşit baharat sattılar. Venedik'in tekelinden kurtulmak için baharat sağlamaya çalışmak, büyük coğrafi keşiflerin önemli sebeplerinden biri oldu. 16. ve 17. yüzyıllarda, Portekiz, İspanya, İngiltere, Fransa ve Hollanda gibi sömürgeci ülkeler, baharat ticaretinde sıkı bir yarışa girdiler. İbni Sina'nın bahsettiği, Hindistanceveze ve Meksike vanilyası, 16. yüzyılın başında Avrupa'ya geldi. Atlantik limanlarına büyük miktarda gelen baharatlara, sayısız iyileştirici nitelikler atfediliyordu. 1560 yılına kadar, baharatın fiyatı Lizbon'da sürekli bir artış gösterdi. Bundan sonraki iki yüzyıl boyunca da, baharat sürekli değeri artan bir ürün oldu. Baharat yetiştiren yerlerin artması ve de yemek zevkinin değişmesi, 19. yüzyılın başlarında baharatın ticari önemini biraz olsun azalttı. Baharat Anadolu'ya Afrika ülkelerinden yine kervanlarla getiriliyordu. Develerle güney illerimize gelen baharatlar, daha sonra oradan diğer illere ve İstanbul'a gönderiliyordu. Baharat çeşitlerinin Uzakdoğu'da da yetiştirilmeye başlamasıyla, buradan denizyoluyla İskenderun'a getirildi. Hem getirilmesinin zor olması, hem de ekonomik olmaması sebebiyle, zamanla birçok baharat da yurdumuz topraklarında yetiştirilmeye başladı. Fakat, Karabiber, Hindistancevizi gibi, iklim şartlarının müsait olmaması sebebiyle yetiştirilemeyen 5-6 çeşit halihazırda ülkemize başka yerlerden getiriliyor. Baharatı günümüzde en çok Hintli'ler kullanıyor. Bunun yanısıra, Avrupa ve Amerika'da da baharat kullanımı çok yaygın. Bilhassa italyan ve Fransız mutfaklarında baharatın büyük bir önemi var. Türkiye de, en çok baharat kullanan ülkeler arasında yer alıyor. Özellikle Güneydoğu illerimizde, acı biber tüketimi bir hayli fazla.

Etiketler:

Başlıca Baharatlar



Başlıca Baharatlar
Baharat Grupları ve Yetiştirildikleri Yerler


Baharatlar 7 ana grupta incelenir:

1. Köklerinden faydalanılanlar :
Kara turp, kırmızı turp gibi.

2. Gövdelerinden faydalanılanlar :
Zencefil, tarçın gibi.

3. Yapraklarından faydalanılanlar :
Nane, kekik, merzengüş, maydanoz, defne gibi.

4. Soğan yapısında olanlar :
Mutfak soğanı, sarmısak gibi.

5. Çiçeklerinden faydalanılanlar :
Karanfil gibi.

6. Meyvelerinden faydalanılanlar :
Kimyon, anason, karabiber, kırmızı biber, vanilya gibi.

7. Tohumlarından faydalanılanlar :
Hardal, küçük Hindistan cevizi gibi.

Anason: Haziran-ağustos aylarında, beyaz renkli çiçekler açan, 50-60 cm yüksekliğinde, bir senelik bitkidir. Gövdesi dik, silindir biçiminde, içi boş, çok dallı, tüylü ve üstü çizgilidir. Alt yaprakları uzun saplı, oval veya kalb biçimindedir. Çiçekler bileşik şemsiyelerde toplanmışlardır. Meyveleri armut şeklinde küçük, üzeri tüylü, yeşilimsi sarı renklidir. Başta Ege bölgesi olmak üzere bütün Anadolu’da bahçelerde yetiştirilir. Kültür anasonunun vatanının Anadolu olduğu tahmin edilmektedir. Meyvalarında nişasta, müsilaj, sabit ve uçucu yağ bulunmaktadır. Uçucu yağ miktarları bitkinin cinsine ve yetiştiği yerin şartlarına bağlıdır. Uçucu yağın % 80-90’ı anetoldür. Anetol, zehir etkili fakat bu etkisi çok olmayan bir maddedir. Meyvelerinden su buharı distilasyonu ile elde edilen anason yağı, hemen hemen renksiz ve karakteristik kokuludur. Anason tıpta midevi, bağırsak gazlarının teşekkülünü önleyici, hazmı kolaylaştırıcı ve göğüs yumuşatıcı olarak kullanılır. Ayrıca nefes darlığı, öksürük ve kalb çarpıntısı rahatsızlıklarında da etkilidir. Anason yüksek dozda alındığında baş ağrısı, uyuşukluk, görme zorluğu yapar. Daimi kullananlarda anisizm hastalığına sebeb olur. Bilhassa çocuklara uyku vermede, midede teşekkül eden gazları gidermede çok faydalıdır. Bebekler için bir çay kaşığı tohum bir bardak suya olmak üzere çay olarak hazırlanır. Yemeklerden önce veya süte katılarak bir kaç çay kaşığı verilir. Büyükler % 1-2’lik çayını günde 2-3 bardak alabilir. Kullanılan kısmı, meyvaları ve yapraklarıdır. Meyveleri tamamen olgunlaştıktan sonra toplanır ve gölgede kurutulur


Çörekotu: Haziran-temmuz ayları arasında yeşille karışık açık mâvi renkli çiçekler açan, 20-40 cm boyunda bir senelik, otsu bir bitkidir. Yol kenarları ve bilhassa ekin tarlaları içinde bulunur. Gövde dik ve kısa tüylüdür. Yaprakların alttakileri saplı, üsttekileri sapsızdır. Çiçekler uzun saplı ve tek tektir. Taç yaprakları iki loplu ve bal özü bezleri taşıyan 8 tâne küçük parça hâlindedir. Meyveleri çok tohumlu olup, tohumlar siyah renkli ve oval şekillidir. Güney Avrupa, Balkan memleketleri, Kuzey Afrika, Türkiye ve Hindistan’da yetiştirilmektedir. Bitkinin kullanılan kısımları tohumlarıdır. Tohumları tamâmen olgunlaştıktan sonra toplanır ve güneşte kurutulur. Çörekotu tohumlarında uçucu ve sabit yağ, tanen, şekerler, glikozit bünyeli bir saponin ve alkaloitler bulunmuştur. Tohumları gaz söktürücü, uyarıcı ve idrar söktürücü olarak kullanılmaktadır. Güzel kokusu sebebiyle müshil ilâçlarının içine ilâve edilen iyi bir lezzet ve koku değiştiricidir. Çörekotunun Anadolu’da bulunan ve aynı şekilde kullanılan diğer türleri şunlardır:


Şam çörekotu
(Nigella damascena): Yaprakları parçalıdır. Çiçekleri tek ve üst yapraklar tarafından örtülmüş durumdadır. Parlak mâvi çiçeklidir.


Kır çörek otu
(Nigella arvensis): 10-30 cm yüksekliğinde mâvi çiçeklidir. Yaprakları sivri parçalıdır. Tohumları kurt düşürücü olarak da kullanılır.

Defne: 6-18 m yüksekliğinde, yuvarlak tepeli ve sık dallı bir ağaç veya ağaçtır. Almaşık sapın iki yanında karşılıklı değil de aralıklı olarak bir sağda, bir solda bitmiş yapraklar şeklinde dizilmiş, 7.5-10 cm uzunluğundaki yapraklar oval biçimli, donuk renkli derimsi ve sert kenarları da genellikle dalgalıdır. Bitkinin sarımsı veya yeşilimsi beyaz renkte küçük çiçekleri, olgunlaştığında rengi koyu mora dönen tek tohumlu, etli meyveleri vardır. Bitkinin kullanılan kısmı yaprak ve meyveleridir. Yaprakları uçucu yağ yönünden zengindir. Baharat olarak kullanılır. Defne meyvelerinde de uçucu yağ ve diğer yağlar, acı maddeler bulunur. Meyveleri midevî ve sinir ağrılarına karşı kullanılır. Meyve yapraklarından elde edilen yağ cildi tahriş edici merhemlerin içine konur. Aynı maksat için veteriner hekimlikte de, bundan başka sabun ve şampuanlara koku vermek için de kullanılır.


Hardal: 0,2-1,5 m boylarında beyaz veya sarı çiçekli, yıllık otsu bitkilerdir. 10 kadar türü vardır. Türlerinin çoğu Akdeniz çevresi memleketlerinde yetişir. Hardalın beyaz hardal otu, siyah hardal otu, yabanî hardal olmak üzere değişik türleri vardır. Siyah hardal otu (Sinapis nigra): 1-1,5 m boyunda, bir yıllık sarı çiçekli otsu bir bitkidir. Yaprakları saplıdır. Meyveleri 1-3 cm uzunlukta 2-3 mm genişlikte, sap üzerine yatık, tüysüz, hemen hemen dört köşeli, kısa sivri uçludur. Yassı ve köşeli olan meyvelerinde tohumların bulunduğu yerler şişkindir. Tohumlar kırmızımsı siyah renktedir. Bitkinin Orta Avrupa, Anadolu ve İran’da kültürü yapılır. Kullanılan kısımları tohumları ve tohumlarından elde edilen yağıdır. Bitkinin yaprakları dökülmeye başladığında meyve salkımları toplanır. Bunlar 15 gün kadar gölgede kurutulduktan sonra tohumları alınır. Hardal tohumlarında müsilaj, yağ, sinapin, sinigrin isimli glikozit ve mirozinaz fermenti vardır. Çok eskiden beri tıpta kullanılmaktadır. Dâhilen hardal tohumu unu az dozlarda midevî, yatıştırıcı ve tarçınla karıştırılırsa iyi bir iştah açıcıdır. Hâricen yakı, lapa veya banyo hâlinde romatizma ve bronşitte mevzii tahriş yapmak için kullanılır. Hardal yağı cildi tahriş eder, onun için sürüldüğü yer kızarır. Hafif antiseptiktir. Dumanı öksürük ve gözyaşı getirir. En fazla baharat olarak kullanılır. Deriyi tahriş edip, kızarttığından iç organlardaki kanı dışarıya toplar. Zehirlenmelerde kusturucu etkisinden faydalanılır. Hardal yakıları bir saatten fazla tutulmamalıdır. Aksi halde yılancığa benzer büyük şişler meydana gelir. Yakılar ılık suda ısıtılır. Sıcak su fermentleri tahrip eder. Hardal yakısı, hardal tozunun kâğıt üzerine yapıştırılması suretiyle elde olunur. Kullanılacağı zaman ılık suda ıslatılarak hardallı tarafı deriye gelecek şekilde kullanılır.


Beyaz hardal ot
u (Sinapis alba): Beyaz çiçekli hardal otudur. Vatanı Akdeniz çevresi memleketleridir. Orta Avrupa ve Kuzey Amerika’da da kültürü yapılır. Önemli bir yağ bitkisidir. Beyaz hardal otunun sarı-kırmızı veya beyaz renkteki olgun tohumlarından hardal yağı elde edilir. Kullanılışı siyah hardal otu ile aynıdır.


Yabani hardal
(Sinapis arvensis): 20-60 cm yüksekliğinde, memleketimizde tarla ve nadaslarda, yol kenarlarında yetişen bir tarla otudur.
Hindistancevizi: Srilanka, Malezya ve Afrika ülkelerinde yetiştirilir. Baharat olarak kullanılan, bilinen Hindistancevizi meyvesinden farklıdır. Küçük hindistancevizi olarak anılır fakat tamâmen farklı olan bir bitkidir. Tropik bölgelerde (Moluk Adaları) yetişir. Yaz ve kış yeşil olur. 10 m yüksekliğindedir. Avrupalılar buna muskatcevizi de derler. Çünkü Avrupa’ya eskiden Arabistan limanlarından Muskat’tan gönderilirdi. Tohumları tıpta kullanılır. Meyveleri kapsül biçimdedir. Her kapsül irice bir tohum ihtivâ eder. Tohumun içinde “arillus” denilen ağsı bir örtü vardır. Tohumları ve etli olan aril denilen kısmı kullanılır. Tohumları miristisin, uçucu yağ, nişasta ihtivâ eder. Aromatik kokusundan dolayı bâzı ilaçların bileşimine girer. Sindirim kolaylaştırıcı ve gaz söktürücü etkisi vardır. Bu sebeple bilhassa küçük çocuklara verilir. Etli kısmı da aromatik kokuludur. Yüksek dozları zehirlidir. Türkiye'de yılda 1500 ton civarında tüketilir. Tatlı ve pastacılarda yoğun olarak kullanılır. Karabiber: Hindistan, Brezilya, Singapur, Malezya, endonozya ve Vietnamda yetiştiriliyor. Adana ciarında deneme üretimleri yapıldı, fakat başarılı sonuç alınamadı. Ülkemizin iklimi Karabiber yetiştirilmesini müsait değil. Karabiberin, Salvak, Malabar ve Beyaz Karabiber olmak üzere üç çeşidi var. Bunlardan Salavak, biraz çekildiği zaman esmer, Malabar açık giri ve Beyaz Karabiber ise süt beyazı renginde oluyor. Karabiber, başta kebap ve köfteler olmak üzere, birçok yemekte kullanılıyor. Karabiberin ülkemizdeki yıllık tüketimi 3 bin ton civarında. Karanfil: 10-20 m yüksekliğinde, yaprak dökmeyen ağaçlardan elde edilir. Vatanı, tropik Asya (Moluk Adaları, Zengîbar) dır. Karanfil bildiğimiz süs karanfil çiçeğinden farklıdır. Yaz kış yeşil kalan yaprakları, meşin gibi serttir. Çiçekleri pembedir ve kiraz çiçekleri gibi demet hâlinde bulunurlar. Bu çiçeklerin kurutulmuş tomurcukları “karanfil” adını alır. Kurutulmuş tomurcuklar, 10 mm boyunda, çiviye benzer şekilde, ovaryumu hafif dört köşeli, dört taç ve çanak yaprağından meydana gelmiş olup, kırmızı-kahverenklidir. Çiçek sapları da karanfil adıyla satılmakta ise de ikinci kalite ürün sayılmaktadır. Karanfile koku ve lezzetini veren “eugenol” adındaki bir uçucu yağdır. Kurutulmuş tomurcuklar ezilip subuharı distilasyonuna tâbi tutulursa % 14-20 kadar karanfil esansı denilen uçucu yağ elde edilir. Bu uçucu yağda % 80-90 kadar eugenol ve %3 kadar da asetil eugenol bulunur. Eugenol, hoş kokulu, kuvvetli antiseptik ve analjezik bir maddedir. Karanfil çok eski çağlardan beri baharat olarak kullanılmaktadır. Eskiden saraylarda konuşacak kimseler, nefesleri güzel koksun diye karanfil kullanırlardı. Tıpta, diş hekimliğinde, diş tedâvisinde ağrı kesici ve antiseptik olarak kullanılır. Gaz söktürücü bir etkisi de vardır. Diş macunlarının terkibine girer. Pasta ve şekercilikte, parfümeride ve sabun sanâyiinde kullanılır. Ayrıca eugenol vanilin eldesinde kullanılan başlıca maddelerden biridir. Bugün karanfilin en çok yetiştirildiği ve ihraç edildiği ülkelerin başında Zengibar ve Madagaskar gelir. Kekik: Mayıs-eylül ayları arasında çiçek açan çok yıllık, çok dallı, odunsu ve küçük çalımsı bir bitkidir. Yol kenarlarında kurak bölgelerde, bilhassa dağlık yerlerde çok rastlanır. Tabanda odunlaşmış bir gövdesi, ince dört köşeli ve kırmızımsı renkli dalları vardır. Yaprakları 1 cm kadar uzunlukta, oval, sapsız veya kısa saplıdır. Yapraklarda, uçucu yağ depo eden salgı tüyleri bulunur. Çiçekler küçük, iki veya çok çiçekli pembemsi, mor-beyaz veya kırmızı renklerde, dalların uçlarında küresel durumlar teşkil ederler. Çanak ve taç yaprakları tüpsü ve lopludur. Anadolu’da oldukça yayılmış olup, birçok varyeteleri de vardır. Memleketimizde 37 kekik türü bulunmaktadır. Halk arasında kekiğe benzeyen mercan köşk veya merzengüş (origanum) türleri; İstanbul kekiği, İzmir kekiği gibi adlarla kekik yerine kullanılmaktadır. Kekiğin sarımsı renkte bir uçucu yağı vardır. Bu yağda önemli olan ve kokusunu veren thymol bulunur. Kekik, çay hâlinde mide ağrılarına karşı, dolaşım uyarıcısı, baharat olarak ve idrar söktürücü olarak kullanılır. Thymol az dozlarda midevî, balgam söktürücü, sinir kuvvetlendirici ve boğaz ağrılarına karşı kullanılır. Yüksek dozlarda ise antiseptik ve kurt düşürücü olarak verilir. Kimyon: Konya ve Polatlı'da yetiştirilir. Konya'da yetiştirilen, sarımtırak bir renge sahiptir. Çekildiği zaman Polatlı cinsi hafif esmer olur. Sucuk ve köfte yapımında kullanılır. Aromatik yapısı sebebiyle, kıyma ile yapılan yemeklerde tercih edilen bir baharattır. Kırmızı Pul Biber: Güneydoğu illerinde, en çok Gaziantep ve ıslahiye'de üretiliyor. Biberin yüzde 60'ı Islahiye'de üretilir. Fakat buna Maraş biberi denir. Kırmızı Biber, kurutulup, taş değirmende kalın bir şekilde öğütülür. Yıllık 10 bin ton tüketiliyor. Köfte Baharı: Bu baharat, değişik baharatların belirli ölçülerde karıştırılıp eöğütülmesinden elde edilen bir karışım. Ana maddesi kişniş. Karabiber, Tatlı Kırmızı Biber, az miktarda Karanfil, Defne yaprağı ve Kekik'ten oluşuyor. Susam: Bir metre boyunda, yağ veren bir yıllık otsu bir bitkidir. Başlıca Hindistan, Çin ve Sudan’da yetişir. Bitkinin alt yaprakları karşılıklı ve loblu, üst yapraklar tam ve mızrak şeklindedir. Çiçekler beyaz veya pembe olup, yaprakların koltuğunda salkım durumunda toplanmışlardır. Meyveleri 2-3 cm boyunda, uzun, prizmatik ve çok tohumlu bir kapsüldür. Susam, sıcağı çok sever. Isı miktarı fazla olan yerlerde tohum verimi ve yağ oranı artar. Orta derecede ağır ve humuslu topraklarda iyi yetişir. Tohumlarından % 50 civârında yağ elde edilir. Yağı hemen hemen kokusuz ve soluk renklidir. Yemek yağı olarak kullanılır. Tedâvide müshil etkilidir. Kabukları soyulmuş susam tohumlarının ezilmesiyle tahin elde edilir. Bu da tahin helvası yapımında kullanılır. Ayrıca susam tohumları simit ve pastaların üzerine konur. Sumak: Güneydoğu Anadolu'da yetişen, çalı gurubundan, bodur bir ağacın yapraklarının kurutulup toz haline getirilmesiyle elde edilir. Yaprakları tanen, şekerler ve sarı renkli boya maddeleri taşırlar. Kabız edici, kan kesici, antiseptik etkili olup, ayrıca yünlü kumaşların boyanmasında kullanılır. Boğaz ve diş etleri hastalıklarında da gargara hâlinde kullanılır. Sumağın, sarı çiçeklerinin taç yaprakları ve meyvelerinde oldukça keskin ekşi bir lezzet vardır. Güneydoğu'ya has "ezme" ve çeşitli yörelerde yapılan mantı ile birlikte yenilir. Tarçın: Vatanı Güney ve Güneydoğu Asya olan, yaprak dökmeyen aromatik kokulu ağaçtan elde edilir. Önemli olan iki tür tarçın en çok kullanılmaktadır.


Çin tarçını
(Cinnamamum cassia): Güneydoğu Çin’de yetiştirilen bir türdür. 10-12 m yüksekliğinde kışın yapraklarını dökmeyen bir ağaçtır. Esas ağacın kurutulmuş kabukları kullanılır. Kabukların dış kısmında mantar tabakası bulunur ve grimsi renklidir. Kokusu kuvvetli ve özel, tadı tatlımsı ve yakıcıdır. Tanen ve uçucu yağ taşır. Baharat olarak kullanılır. Meyveleri de baharatlı lezzetli ve tarçın kokuludur Tarçın yerine kullanılır.


Seylan tarçını
(Cinnamomum seylanicum): Kışın yapraklarını dökmeyen küçük bir ağaçtır. Hindistan ve Doğu Hint Adalarında yetişir. Kabukları kahverenkli, boru şeklinde iç içe geçmiş ve mantar tabakası yoktur. Özel kokulu ve tatlımsı baharlı, lezzetlidir. Tanen ve uçucu yağ taşır. Kabız, gaz söktürücü ve antiseptik etkisi vardır. Baharat ve koku verici olarak kullanılır.


Tarçın esansı:
Seylan tarçınının kabuklarından elde edilen bir uçucu yağdır. Kuvvetli tarçın kokuludur. Gıdâ ve parfümeri sanâyinde koku verici olarak kullanılır.
Tatlı Toz Biber: Hiç acısı olmayanı, Geyve'de, Osmangazi civarında üretiliyor. Tatlı Kırmızı Biberi'in kurutulup öğütülmesiyle elde ediliyor. Ayrıca, acı olan cinsi ise Karacabiy, Kemalpaşa ve İnegöl'de yetiştiriliyor. Vanilya: Birçok tropikal ülkelerde yetiştirilen, tırmanıcı gövdeli bitkilerdir. Vatanı Meksika, Madagaskar, Java ve Antillerdir. Bitkinin yaprakları sapsız, yassı ve etlidir. Meyveleri 15-20 cm uzunlukta, yassı, iki uca doğru incelmiş, parlak siyahımsı renkli bir kapsüldür. Kokusu özel ve tadı acıdır. Yeşilken toplanıp, sonra suda haşlandıktan sonra kurutulan meyveleri kullanılır. Özel kokulu vanilin maddesi ancak fermentatif bir kurutma sonucunda meydana gelmektedir. Vanilin meyveden glikosit ile bağlı durumdadır. Ancak böyle bir kurutma esnâsındaki mayalanma ile serbest hâle geçmektedir. Mîde ve sinir sistemini uyarıcı etkilere sâhiptir. Koku verici olarak gıdâ sanâyiinde kullanılmaktadır. Yenibahar: Batı'da "Jameika Biberi" olarak da bilinir. Başta Jameika olnak üzere, Maksika ve Malezya'da yetiştirilen Yenibahar, "Pimento Officinalis" adlı bitkinin, olgunlaşmamış meyvelerinden elde edilir. Özellikle köftelerde kullanılıyor. Yılda 500 ton tüketiliyor. Zencefil: 100 cm boyunda kamış görünüşünde çok yıllık otsu bir bitkidir. Yapraklar mızrak şeklinde sivri uçlu ve tarçın kokuludur. Çiçekler sarı renkli ve çoğu bir arada bulunurlar. Zencefilin vatanı Güney Asya olmakla berâber Hindistan, Batı Afrika gibi birçok tropik bölgelerde ekimi yapılır. Memleketimizde ancak seralarda yetiştirilir. Nemli iklimi ve sulak yerleri sever. Bitkinin kökleri nişasta, reçine ve uçucu yağlar taşır. Kökler yassı ve grimsi renklidir. Kuvvetli kokulu ve biraz acımsı lezzetlidir. Baharat olarak kullanılır. Zencefil yağının hazmı kolaylaştırıcı tesiri vardır. Ayrıca yatıştırıcı ve gaz söktürücü etkiye sâhiptir.

Etiketler:

07 Aralık 2008 Pazar

Aloe (Aloe vera)


ALOE
(Aloe vera)
Aloe 3500 yıldır tıbbi bitki olarak kullanılmaktadır.Antik Mısırlılar aloeyi deri hastalıklarını ve kabızlığı tedavi etmek için kullanmışlardı ve çalışmalar aloenin bu özelliklerini kanıtladı,aloe hem iltihap kurutucu hem de laksatif.Aloede bulunan karboksipeptidaz ve bradikininaz maddeleri iltihaplanmayı ,yaralardaki kızarıklıkları ve iyileşme sürecindeki ağrı ve kaşınmaları azaltır.Yaralardaki enfeksiyonlarda yardımcı olur.Araştırmalar aloenin, akrabası sarmısak gibi,bakteri ve mantarları yok etmede etkili olduğunu kanıtlamıştır.Bir çalışma aloe kreminin genital enfeksiyonlarında etkili olduğunu kanıtlamıştır.Fakat ciddi yaralarda aloe kullanılmamalıdır.Yüzeysel yaralarda iyileşmeyi hızlandırdığı halde derin yaralarda iyileşme sürecini yavaşlatmaktadır.Sedef hastalığı için etkili bir ilaçtır.İsveç'te yapılan bir çalışmada aloe kullanan sedef hastalarının % 83 ünde iyileşme görülmüştür,plasebo verilen hastaların ise sadece % 7 si iyileşmiştir.Diğer bir çalışma % 30 oranında aloe jeli içeren bir losyonun hasta bölgeye günde iki kez sürüldüğünde seboreik egzema hastalığını iyileştirdiğini göstermiştir. Aloe üzerinde bazı kanser türleri için çalışmalar yapılıyor.Aloede bulunan kompleks bir şeker türü Alo A kimyasalı kanser hücresinin büyümek için ihtiyaç duyduğu ortamı yok edebilir.Bazı çalışmalar aloenin karaciğer,akciğer ve cilt kanserinden koruyabildiğini gösteriyor.Aloe jeli diyabet için de bir ilaç olarak incelenmektedir.Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar aloenin kandaki şeker miktarını düşürdüğünü göstermiştir.Fakat insanlarda aynı etkiyi gösterip göstermediğinde dair henüz bir netlik yok.Aloe jeli bağırsak hastalıkları için de bir ilaç olarak önerilmektedir.Aloenin iltihap kurutucu ve anti bakteriyel etkisinin sindirim sisteminin sağlığını da koruyabileceği düşünülüyor.Aloe jeli bir çok şampuan ve cilt bakım ürünlerinin içeriğinde de bulunur.Bu ürünler gerçekten faydalı olabilir fakat doğal aloe jeli kadar etkili olamayacaktır.Eğer aloe jeli satın alırsanız % 100 doğal olmasına dikkat edin. Bunun en garantili yolu bitkiyi evinizde yetiştirmektir.Bakımı kolay ve çok az ilgi isteyen bir bitkidir.Lazım olduğunda yapraklardan birini uzunlamasına kesin ve jeli alın.Bazı insanlar aloeye karşı alerjik reaksiyon verebilir.Aloe lateks içeren ilaçlardan uzak durmanız gerekebilir,çünki sindirim sisteminde kramplara ve ishale neden olabilir.Katartik aloe de denen aloe lateksden Kron rahatsızlığı,peptik ülser ve kolit gibi mide ve bağırsak hastalıkları olanlar kaçınmalıdır.

Etiketler:

DOMATES KALBİN DOSTU


DOMATES KALBİN DOSTU
Değerli okuyucu, toplumda yerleşmiş olan yanlış bilgiyi düzeltmek oldukça zordur. Kime sorsanız, “gözlere hangi sebze iyi gelir” diye, alacağınız cevap havuçtur. Halbuki bu yanlıştır. Domatesin gözlerimiz üzerindeki olumlu etkileri havuçtan çok daha güçlüdür. Domates bir yaz sebzesi olup, yaz mevsiminde tüketilmelidir. Genel bir kural olmamakla beraber her sebze ve meyve mevsiminde tüketilmelidir. İnsan vücudu (metabolizması) mevsimlere bağlı olarak farklı çalışır. Kaldı ki, tüm canlıların metabolizmaları gece ve gündüze bağlı olarak dahi farklı çalışır. Domatesin en güçlü olduğu özellikleri,*Antioksidan*Kalp büyümesine karşı önleyici*Kalbin dıştan yağlanmasına karşı hem koruyucu hem de yok edici*Makula dejenerasyonuna karşı önleyici ve koruyucu olması* Makula dejenerasyonu başlangıç aşamasında ise, tedavi edici* İyi huylu prostat büyümesine bağlı idrar yapma zorluğuna karşı*Yüksek göz tansiyonun düşürülmesinde olumlu etkisi vardır *Kolestrolün düşürülmesinde ve dengelenmesinde yardımcıDomatesin bu saydığım özelliklerinden istifade edebilmek için, doğal tohumundan yetiştirilmiş olma şartı vardır. Eğer satın aldığınız domates ebter (kısır) tohumdan elde edilmiş ise, yukarıda belirtmiş olduğum özelliklerinden istifade edemiyorsunuz demektir. Bazen size sunulan domatesin “arılı domates” olduğunu da söyleyebilirler. Ve hatta organik domates diye de savunabilirler. Adı ister “arılı” isterse de “organik” olsun; Tohumu ebter (kısır) tohum ise değişen bir şey olmayacaktır. Yukarıda belirtmiş olduğum özelliklerinden faydalanamıyorsunuz demektir. Hangi sebze veya tahıl olursa olsun, tohumu ebter (kısır) ise, onun hastalıklara karşı önleyici ve koruyucu gücünden yeterli düzeyde istifade edemeyeceksiniz demektir. Tüketeceğiniz sebze ve tahılın veya da bakliyatın ebter tohumlu olmaması gerekir. Tıpta, henüz kalp büyümesine karşı etkili bir ilaç tedavisi geliştirilememiştir. Özellikle, ağır yük taşıma işinde çalışanların veya ağır spor yapanların (örneğin, halter kaldırma gibi) veya da yüksek tansiyon hastalarının, haftada iki-üç defa, yemeklerden yarım saat önce, bir çay bardağı taze sıkılmış domates suyu içmeleri, onları kalp büyümesine karşı dirençli kılacaktır. Kullanılacak domatesin mutlaka hormonsuz ve doğal tohumdan üretilmiş olması şartı vardır. Antremanlarına başlayacak olan sporcuların, aynı gün sabah kahvaltısında bir bardak domates suyu içmeleri halinde, domatesin kalp büyümesini önleyici ve durdurucu etkisinden mükemmel bir şekilde faydalanabilirler .Kalp büyümesindeki bir sorun da, büyüme sırasında kalbin kas kütlesinin artmasına karşın, kalbin kendini besleyen damar yapısının aynı kalmasıdır. Böylelikle her bir kas kütlesine düşen damar miktarı göreceli olarak azalmış olacaktır. Bu da kalp kasının beslenmesini bozacak ve yeterli beslenemeyen kalp kası hasara uğrayacaktır. İşte, böyle bir hasara karşı haftada üç-dört kez içilecek bir çay bardağı taze sıkılımış domates suyu mükemmel bir önleyicidir.Domates veya brokoli kürleri iyi huylu prostat büyümesinin neden olduğu idrar yapma zorluğuna karşı mükemmel birer çözüm getirmektedirler. Domates, bazı insanlar için alerjendir. Eğer domatese karşı alerjiniz var ise, bu taktirde brokoli kürünü önermekteyim. Egzama hastaları dİkkat!Egzama şikayeti olanların domates tükemine karşı ölçülü olmalarını öneririm. Özellikle çiğ domates tüketiminde ölçülü olmaları gerekir. Domates, içerdiği bazı etkin maddeler bakımından egzamayı azdıran bir sebzedir.
GÜNÜN KÜRÜ
Kür 1: Kalp büyümesine ve de iyi huylu prostat büyümesi şikâyetlerine karşı Kalp büyümesine ve iyi huylu prostat büyümesinin (benigne prostate hyperplazy) neden olduğu idrar yapma zorluğuna karşı aynı kür uygulanır. Burada dikkat edilecek en önemli nokta, satın alınan domateslerin, ebter (kısır) tohumdan üretilmemiş ve de hormonsuz olanlarının kullanılmasıdır. Bir ay boyunca her gün akşam yatağa gitmeden bir saat önce bir bardak taze sıkılmış domates suyu içilir. Bu en önemli bir aylık start (başlangıç) kürüdür. Bir aydan sonra haftada iki veya üç defa uygulamaya devam edilir.
Kür 2: Kalbin dıştan yağ bağlamasına karşıEğer, kalp yağlanması (dıştan) söz konusu ise, aşağıdaki formüle göre taze sıkılmış domates suyu kürü uygulanır;3x7U+3ABu formülün açılımı şöyledir; üç defa yedi gün taze sıkılmış domates suyu içilir ve her yedi gün tamamlandığında üç gün ara verilir. Toplam yirmi bir gün içilir, üçer günlük aralar hariçtir.Her iki ayda bir kez kalp yağlanması ortadan kalkana kadar, yukarıdaki formüle göre kür tekrar edilir. Kullanılan domateslerin, ebter (kısır) tohumdan üretilmemiş ve hormonsuz olma şartı vardır.
SORU - CEVAP
Soru: Sayın hocam, söylediğiniz gibi kültür lahanası ile zayıflama kürü yaptım, sonuç alamadım. Tarla lahanası ile uyguladığımda zayıflamaya başladım. Ve aynı zamanda ter yoluyla da belirgin bir şekilde toksin atıyorum. Bu iki lahana arasındaki fark nedir?
Cevap: Tarlada veya açık alanda yetiştirilen lahanalar renk olarak da farklıdır. Tarla lahanası yeşil-sarı renklidir ve iridir. Özellikle, içerdiği etkin maddeler bakımından çok farklıdır. Örneğin, kültür lahanasında u-vitamini yok denecek kadar azdır. Mide ve kolon (bağırsak) kanserine karşı u-vitamini güçlü bir önleyici ve koruyucudur. Toksin atıcı, hormon dengeleyici, antioksidan ve biyotransformasyon mekanizmasını harekete geçiren güç açık alanda (tarlada) yetişen lahanada vardır. Sağlığınız daim olsun.
Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

ALIÇ


ALIÇ
(Crataegus monogyna)
Alıç Asya,Avrupa ve yerli Amerikan kültürleri tarafından binlerce yıldır kalp hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Avrupalı herbalistlerce 17. yüzyıldan beri konjestif kalp hastalıkları için tavsiye ediliyor.
Konjestif kalp sorunlarında etkili bir bitki olduğu yapılan çeşitli çalışmalarla ispatlandı.Almanya'da Komisyon E,alıçı konjestif kalp sorunlarında ve kalp çarpıntılarında tavsiye ediyor.Alıç,atar damarları genişleterek ve kalp kaslarını güçlendirerek,kalbin vüdudun her yerine daha fazla kan pompalamasına yardım eden çeşitli proantosiyanidinler ve flavonoidler içerir.
Bitkideki antioksidan özelliğe sahip diğer kimyasallar,damarları ve dokuları oksidasyondan korur.
Yüksek tansiyona neden olan anjiotensin dönüştürücü enzim(ACE) üretimini engelleyerek kalp sağlığını korur.Kalp anjini,damar tıkanıklığı ve yüksek tansiyon gibi hastalıklarda da kullanılır.
Kalp hastalıklarının erken döneminde etkilidir ve bazı sentetik ilaçlar gibi hızlı etki göstermez.Her türlü kalp sorunu için mutlaka bir kardiolog kontrolünde olunmalı. Bazı çalışmalar alıçın,büzücü atkiye sahip olduğu için sebore,akne ve diğer deri iltihapları için kullanılabileceğini söylüyor.
Alıç,parlak kırmızı küçük bir elma görünümünde,şekerlemeleri ve reçelleri yapılan meyveler üretir.
Tansiyon düşürücü ilaçlar kullananlar dikkatli olmalıdır,bu ilaçlarla beraber aşırı miktarda alıç kullanımı çok düşük tansiyona neden olabilir.
Kullanımı
Çayı: Yaprak ve meyveleri kurutulur.Günde 2 çay kaşığı 1 bardak kaynar suyla demlenir.Günde 2 bardak içilir.

Etiketler:

Öksürüğe karşı adaçayı



Öksürüğe karşı Adaçayı

Değerli okuyucu, kış mevsimine yavaş yavaş girmeye başladığımız şu günlerde okul çağındaki çocuklar sık sık farenjit veya bademcik iltihaplanması yaşamaktadırlar. Bademcik iltihabı veya farenjit şikâyetini yıllardır çeken birçok kişi tanıdım. Özellikle okul çağındaki çocuklar bademcik iltihaplanmasından dolayı günlerce yüksek ateşle yatmakta ve okullarından geri kalıyor. Bu durumlarda adaçayı ile yapılan gargara mükemmel bir yardımcıdır. Bademcik ve/veya boğaz iltihabının (farenjit) oluşumuna karşı da gerçek bir koruyucu ve önleyicidir. İlk günlerde gün boyu birkaç defa yapacağınız adaçayı gargarası sizi yeniden dünyaya gelmiş gibi hissettirir. Daha sonraki günlerde haftada birkaç defa bu gargarayı tekrarlamak sizi bademcik ve boğaz enfeksiyonlarına karşı koruyacak. Doğal bir antibiyotikLatince adının ilk kelimesi olan “salvia” korumak, korunmak ve muhafaza etmek anlamına geliyor. Adaçayının içerdiği salvin, carnosol asiti ve cirsimaritin antibiyotik özelliği olan etkin maddelerdir. Özellikle salvin ve carnosol asidi, bakterilerde RNA sentezini etkileyerek çoğalmalarını ve rejenerasyonlarını engeller. Adaçayında bulunan önemli bir eterik yağda, içerdiği cineol’dür. Cineol, öksürüğü engelleyici bir maddedir. Kısaca, adaçayı hem doğal bir antibiyotik hem de doğal bir öksürük engelleyicidir. Adaçayında bulunan doğal antibiyotik özellikli etkin maddeler suda çözünen maddelerdir. Suda çözünme özelliklerinden dolayı, alkolle tentürleri yapılmadan doğrudan sıcak suda demleyerek kullanma imkânı sağlar. Ağız gargaralarının çoğu bir miktar alkol kullanılarak hazırlanmak durumundadır. Çünkü, birçok bitkinin içerdiği doğal antibiyotik özelliği taşıyan etkin maddeler suda çözünmediklerinden, su ile hazırlanmaları durumunda etkili olamamaktadırlar. Adaçayının içerdiği doğal antibiyotik özellikli etkin maddeler suda çok kolay çözünme özelliği gösterdiklerinden, hem yetişkinler hem de çocuklar için, sıcak suda demleyip (kısık ateşte kaynatarak) gargara olarak hazırlanmasına imkân sağlar.DİkkatFarenjit ve bademcik problemi olanların sigara ve asitli içeceklerden (kola, soda, maden suyu gibi) özellikle uzak durmaları gerekir. Gargara uygularken bu tür içeceklerden uzak durulmasını öneririm. Bütün bunların paralelinde diş ve ağız temizliğine özen göstermek gerekir. Yemeklerden sonra mutlaka dişlerinizi fırçalayınız. Uygulamada belirtilen gargarayı mutlaka dişlerinizi fırçaladıktan sonra yapınız. Bu noktada, okul çağında çocukları olan anne ve babaların dikkatli olmaları gereken bir konuyu önemle vurgulamak istiyorum; Çocukluk döneminde boğaz iltihabı, boğaz ağrısı bazı ebeveynler tarafından pek fazla önemsenmeyen bir rahatsızlıktır. Basit bir durum gibi görünen boğaz iltihabının ciddi sonuçlar doğurabileceğini gözardı etmeyiniz. Mutlaka hekiminize danışınız.BİLİYOR MUYDUNUZ?Antik çağda ve sonraki yüzyıllarda sebze ve tahıl ekilen alanlara adaçayının yaprak ve sapları serpilirdi. Adaçayına parazitler, böcekler yaklaşamaz. O, bir parazit kovucudur (uzaklaştırıcıdır). Tarlalarda ekili mahsullerin aralarına serpilen adaçayının sap ve yaprakları zirai ilaç olarak kullanılmıştır.

GÜNÜN KÜRÜ:

Bademcik ve boğaz enfeksiyonlarına karşı da koruyucu

Yaklaşık bir su bardağı (150 ml) klorsuz suda dört-beş gram kurutulmuş adaçayı veya bir tatlı kaşığı taze adaçayı kısık ateşte on dakika demlenir. Günde iki-üç kez gargarası yapılır. Bademcik veya boğaz iltihabı olanların sabah kalktıklarında ağız kokuları olabilmektedir. Koku dişlerin fırçalanmasından sonra biraz hafifler, kahvaltıdan sonra da tamamen kaybolur. Çünkü gece boyu oluşan iltihap sabah kahvaltısı yapılırken, besinler ile sürüklenerek taşınır. Gün boyu herhangi bir ağız kokusu da çekmezler. Ancak, gece uykuya geçildiği zaman iltihap oluşumu tekrar başlar. Normalde adaçayı gargarasını hazırlayıp lavabodan eksik etmemeniz gerekir. Her gün ağız temizliğinin ardından bir defa adaçayı gargarasını yapmak ağızdaki bakterilere ve de ağız kokusuna karşı güçlü bir engelleyicidir. Hazırlanan bir bardak adaçayı gargarası 24 saat bozulmadan bekleyebilir. Hamileliğin ilk üç ayı çok önemlidir. Hekiminize danışmadan ilaç ve tanımadığınız bitkisel tedavi yöntemlerini kullanmayınız. Memleketimizde bitkisel ilaçların yan tesirinin olmadığı genel olarak yaygın bir görüştür. Bu görüş doğru değildir. Bilmediğiniz ve tanımadığınız bitkileri kullanmadan önce mutlaka bu konunun uzmanı olan kişi veya kuruluşlardan bilgi alınız. Adaçayı, memleketimizde son yıllarda sıkca tüketilmeye başlanmış bitkisel bir çaydır. Ancak hamileliğin ilk üç ayında adaçayının temkinli kullanılması gerekir. Eğer düşük tehlikesi söz konusu ise kesinlikle adaçayından uzak durulması gerekir. Çünkü, adaçayı yaprakları, düşük yapma riskini artıran dört tane madde içermektedir. Hamile olanların hekimlerine danışmadan, kendi başlarına ilaç almaları ve yine kendi başlarına bitkisel tedavi yöntemlerini seçmeleri yanlıştır. Dikkat: Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise, mutlaka bir hekime danışınız.

Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

Kuru soğanın ağrı kesici gücü


Kuru soğanın ağrı kesici gücü
Değerli okuyucu, kuru soğan üzerine olan ilk çalışmalarıma seksenli yılların ortalarında başlamıştım. Aynı zamanda sarımsak ve pırasayı da inceliyordum. Çünkü üçü de aynı familyadandır.Topraktan henüz çıkmaya başlamış, bu üç bitkinin taze filizlerini kopartıp tadına baktığınızda damak tatları birbirinin aynıdır. Onları birbirlerinden ayırt etmek zordur. Ancak, bir-iki haftadan itibaren morfolojileri, kimyaları ve tatları giderek belirgin şekilde farklılaşır. Her üçünde de antibakteriyel (antibiyotik) ve ağrı kesici (analjezik) özelliği olan etkin maddeler bulunmaktadır. Yetişkin dönemlerine gelindiğinde doğal antibiyotik güç, sarımsakta en fazladır. Soğanda bu güç orta derecede bulunurken, pırasada bu ölçü en minimum düzeyde kalır. Yetişkin soğanın ağrı kesici gücü ise maksimum düzeye çıkar. İleri tarihlerde sarımsak ve pırasanın içeriğinde saklı olan etkin özelliklerini ayrı başlıklar altında sizlere tanıtmaya çalışacağım. Çünkü, aynı aileye (familya) ait bu üç sebze yetişkin evrelerinde kür olarak uygulandıklarında birbirlerinden tamamen farklı hastalıklara karşı potansiyel bir güç oluşturabilmektedirler. Pırasa, böbrekte oluşan litogen yapıya karşı etkili olurken, sarımsak ise vücudun bazı bölgelerinde oluşan plaklara karşı etkin rol oynayabilmektedir. Bu kısa girişten sonra bugünkü, sebzemize tekrar geri dönelim.Onu doğrarken gözyaşlarını tutmak ne mümkün... Gözlerden yaş gelmesine sebep olan yapısında kükürt bulunan propanthial-S-oksit maddesidir. Eğer soğanı doğrarken gözyaşı dökmek istemiyorsanız, ağzınıza bir lokma ekmek alıp çiğneyerek doğrayınız.
KADINLAR İÇİN: Zaman zaman geçmişte araştırdığım bir bitkiye tekrar tekrar geri döner, yeni elde ettiğim deneyimlerimin ışığında onu tekrar araştırmaya başlarım. Kuru soğanın rahim ve yumurtalıklar üzerinde nedenli etkili olabildiğini fark ettim. Onu, 2009’un bitkisi olarak tanıtmayı düşünüyordum ki, yaşlılığa bağlı eklem kireçlenmesini ortadan kaldırıcı bitkiyi keşfettim. Bu nedenle 2008’in son aylarında kuru soğanın bu potansiyel gücünü erken açıklamayı daha uygun buldum.Kuru soğan, Polikistik Over Sendromu (PCOS) yaşayan kadınların imdadına yetişen mükemmel bir destekleyici ve yardımcı tedavi imkânı sunmaktadır. Erken menopoza giren kadınların da imdadına yetişebilmektedir. Küçük ve orta çaplı miyomu olan kadınlar da kuru soğan küründen istifade edebilirler. Polikistik over şikâyeti olanlar, büyük bir olasılıkla kürü uygulamaya başladıktan bir-iki gün sonra beyaz-sarı renkte bolca akıntı yaşamaya başlayabilirler. Uzun zamandan beri âdet (regl) görmüyorlar ise, âdet görmeye başlayabilirler. Aynı şekilde menopoza yeni girmiş kadınlar da tekrar düzenli adet görmeye başlayabilir. Rahim duvarı incelmesi olan kadınların rahim duvarlarının kalınlaşmasında da etkilidir. Kuru soğan sanki, kadınların rahim ve yumurtalıkları için yaratılmış bir sebze...Endometrioma, rahimin içini döşeyen zar tabakasının yumurtalıklarda bulunması ve her adet döneminde kanayarak kistik yapı oluşturmasına denir. Bu kistin içi, kahverengi kıvamlı sıvı ile doludur bu nedenle çikolata kisti de denir. Hastalar hekimlerine kısırlık, sancılı veya ağrılı adet görme, ilişki esnasında ağrı görme şikâyeti ile başvururlar. Başlangıç evresinde olan endometrioma tedavisinde de oldukça güçlü bir yardımcı tedavi imkânı sunar.
ERKEKLER İÇİN: Yıllar önce kuru soğanı araştırırken prostatite (prostat içi iltihaplanma) bağlı ağrı çeken erkeklerin imdadına yetişebileceğini bulmuştum. Prostatite bağlı ağrı çeken bazı hastalar için uygun bir ağrı kesici bulmak da çok zordur. Bilinen hiçbir ağrı kesici onlara derman olmaz. Almanya’da “Medizin Forum-Prostatitis” sitesine yazı yazan bir prostatit hastası, prostatite bağlı sürekli ağrı çektiğini ve bu durumun kendisini intiharın eşiğine getirdiğini yazmıştı. Bu hastaya soğan kürünü uygulamasını önermiştim. Aradan birkaç gün geçtikten sonra nasıl teşekkür ettiğini hâlâ unutamam.
GÜNÜN KÜRÜ -1: ‘Polykistik over’e, erken menopoza ve miyomlara karşıİki bardak klorsuz suyu (yaklaşık 250-300 ml) kaynatınız. Orta boy yemeklik kuru soğanın en dış açık kahverengi ince kabuğunu soyduktan sonra dörde veya altıya bölüp kaynamakta olan suyun içerisine atınız. Ağzı kapalı olarak beş dakika kaynattıktan sonra ocaktan indirip ılımaya bırakınız. Ilıyınca, süzülür ve ılık olarak bir su bardağı öğle yemeğinden on dakika önce içilir. Aynı şekilde akşam yemeğinden önce tekrar taze olarak hazırlanıp on dakika önce içilir. Bu küre onbeş gün devam edilir ve kür sonlandırılır. Dikkat: Kırmızı veya mor soğan amaca uygun değildir. Uygulanacak olan soğan kürünün taze hazırlanması ve ılık olarak içilmesi şarttır. Soğuk olarak veya beklemiş haşlama suyu içilmemelidir.
GÜNÜN KÜRÜ -2: ‘Prostatit’e bağlı şiddetli ağrılara karşıBir hafta boyunca her gün iki öğün, sabah ve akşam ikişer adet orta boy kuru soğan preslenip yarım dilim ekmekle beraber tüketilir. Presleme esnasında çıkan soğanın suyunu ziyan etmeyiniz ve de kesinlikle tuzlamayınız. Soğanı presleme imkânı bulamıyorsanız, ağızda uzun uzun çiğneyerek beraberinde yarım dilim ekmekle beraber tüketebilirsiniz. Katı meyve sıkacakları, soğan suyunu çıkarmak için de mükemmel bir çözümdür. Kuru soğanın suda veya ateşte pişirilmeden çiğ olarak tüketilmesi gerekir.
Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

Dereotunun koruyucu gücü


Dereotunun koruyucu gücü
Günlük yaşamımızda tükettiğimiz meyve, sebze, bakliyat veya baharat, belli bir müddet öngörülen hazırlama ve uygulama şekliyle düzenli olarak alınırsa bunların hastalıklara karşı önleyici, koruyucu ve yardımcı tedavi gücünden faydalanabilinir. Her bitkinin kendine özgü kimyası vardır. Eğer bu kimyayı iyi bilirsek amacımıza uygun bir şekilde kullanabiliriz. Bugün sizlere sofralarımızdan eksik olmayan bir bitkiden dereotundan bahsetmek istiyorum. Dereotu (Anethum graveolens), taze bakla yemeğinin vazgeçilmesidir. Beslenme kültürümüzde yeri olan dereotunun sapları ve yaprakları zengin E-vitamini deposudur. C-vitamini bakımından öylesine zengindir ki, miktar olarak E-vitamininin en az on katı kadardır. Dereotunun, tiroid fonksiyonları üzerinde etkili olan ana etkin maddelerinden bir tanesi anethole etkin maddesidir. Anathole dereotunun saplarında, yapraklarında ve köklerinde de bulunmaktadır. Ancak dereotunun kökleri bu amaçla tüketilmemelidir. Dereotunun kullanılacak olan kısımları sadece ve sadece sapları ve yapraklarıdır. Yeri gelmişken belirtmekte fayda görüyorum, tek başına (saf halde) anethole etkin maddesinin alınması (örneğin, tablet olarak) etkili değildir. Kür olarak kullanırken dereotunu bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Anethole’ün etkili olabilmesi için beraberinde dereotunun yapraklarında bulunan beta-caryophylenne, isorhamnetin ve dillanoside gibi daha birkaç tane yardımcı ve fonksiyonel etkin maddelerine de ihtiyaç vardır. Dereotu hem hipotiroid (tiroidin yavaş çalışması) hem de hipertiroid (tiroidin hızlı çalışması) durumunda etkilidir. Haşimato hastalığı (tiroid iltihaplanması) durumunda etkili değildir. Tiroid nodüllerinin yok edilmesinde mükemmel bir destekleyicidir. Gerek tiroid nodüllerinin yok edilmesinde, gerekse de tiroidin tekrar dengeli çalışmasında ideal bir yardımcıdır. Dereotu kürü, hekimin önerdiği ilaçlar kesilmeden uygulanmalıdır. Üç aylık hekim kontrollerini ve tahlillerinizi mutlaka yaptırınız. Tahlil sonuçlarına göre hekiminiz kullandığınız tiroid ilacını azaltabilir veya kestirebilir. Dereotu kürünü uygulayıp nodüllerinden ve tiroid ilaçlarından kurtulmuş eski sağlığına kavuşmuş çok sayıda hasta tanımaktayım. GÜNÜN KÜRÜAnne sütünü artırıcıBir hafta boyunca öğle ve akşam yemeklerinden önce birer tutam (dört-beş gram) taze dereotu tüketilmesi anne sütünü artırmakta etkili olabilmektedir. İleri dönemlerde tekrar azalma olduğunda aynı şekilde bir haftalık taze dereotu tüketimi yeterli olacaktır.Hipotiroid veya Hipertiroid durumundaTiroid şikâyetleri başlamak üzere olan hastaların imdadına yetişir. Eğer hekiminiz tiroid hormon düzeylerinizin takip edilmesini önerdiyse ve düzelmediği takdirde ilaca başlayacağını söylediyse, destekleyici dereotu kürüne başlayabilirsiniz. Hipotiroid veya hipertiroid hastası iseniz ve de ilaç kullanıyorsanız dereotu kürünü uygularken, hekiminizin önerdiği tiroid ilaçlarınızı mutlaka kullanınız. Kendi kendinize ilaçlarınızı kesmeyiniz. Üç aylık hekim kontrollerini ve tahlillerinizi mutlaka yaptırınız. Tahlil sonuçlarına göre hekiminiz kullandığınız tiroid ilacını azaltabilir veya kestirebilir. En az üç ay boyunca, sabah, öğle ve akşam öğünlerinden önce birer tutam (dört-beş gram) taze dereotu tüketilmelidir. Hemeroid (basur)Hemeroid şikâyetleriniz sık sık tekrar ediyor ise, sofranızda öğünlerin öncesinde dereotu tüketimine önem veriniz. Yılda birkaç kez birer haftalık uygulayacağınız dereotu kürü, hemeroid şikâyetlerinizin tekrarına karşı iyi bir önleyici güç oluşturacaktır.Emziren anneler Anne sütünün yerini hiçbir şey dolduramaz. Bebeklerin anne sütünü uzun süreli almaları çok önemlidir. Doğum sonrası dünyaya gözlerini açan bebekler çok hızlı gelişirler. Bebeklerin ilk aylarında metabolizmaları çok farklı çalışır. Henüz birçok enzimleri gelişmemiştir. Gün ve gün hızlı bir gelişim içerisindedirler ve çevre şartlarına uyum sağlamakla mücadele ederler. İşte bu gelişim ve uyum sürecinde onların en büyük desteği anne sütü olmalıdır. Emziren annelerin sütlerinin erken azalmasına karşı veya “sütüm yetmiyor” diye düşünen annelerin imdadına dereotu yetişir.Hamilelerin dikkatineDoğum sonrası bazı anneler, hipotiroid veya hipertiroid rahatsızlıklarına yakalanabilmektedirler. Onlara önerim doğumdan sonra zaman zaman haftalık olarak dereotu kürünü uygulamalarıdır.
Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

Ekmeğin de numarası var


Ekmeğin de numarası var
Siz de ekmeğin ne tadı kaldı ne tuzu diyenlerden misiniz? Fırınlardan ithal ve ebter buğdaydan yapılmış tip numarası en düşük ekmek çıkıyor. Tip numarası yükseldikçe en sağlıklı ekmeğe ulaşılıyor...
Uzun yıllar Avrupa’da değişik üniversite ve araştırma merkezlerinde çalıştım. Yaklaşık otuz yıl... İnsan memleketini, uzaktayken daha çok seviyor. Bu duygu fazlalığının arkasında yatan etkenin özlem olduğunu düşünüyorum. Özlem duygusu insanı maziye götürüyor. Çocukluk yıllarınız geliyor aklınıza. Rahmetlik babamın 15 kuruş verip, “hadi oğlum fırından ekmek al” dediği çocukluk yıllarım... Aldığım üç ekmekten bir tanesinin yarısını eve gelene kadar büyük bir keyifle yerdim. O ekmeğin tadını halâ unutamam. Kokusu, tadı, lezzeti şimdikilerden çok farklıydı. Türkiye’ye döndüğüm yıldan bu yana çarşıdan ekmek alıp yemiyorum. Deyim yerinde ise, ekmeğin ne tadı var ne tuzu... Ülkemizde tip numarası en düşük un satılıyor. Fırınlarda tip numarası en düşük, ithal ve ebter buğdaydan yapılmış ekmek üretiliyor. Anadolu’nun buğday türleri M.Ö. 2500’lü yıllara kadar dayanır. Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi buğday, mercimek ve nohutun genetik kaynağıdır. Bu yöremize bu anlamda buğday türünün gen bankası olarak bakılabilir. Ne acıdır ki, bir çoğunun tohumu yok oldu. Çocukluk ve gençlik yıllarımda tadına doyum olmayan Karakılçık buğdayından yapılmış ekmek bulmak artık mümkün değil.
Ekmekte tip numarası neyi gösterir?Tip numarası yükseldikçe ekmeğin rengi de beyazdan esmere doğru değişir. Tip numarası yükseldikçe ekmeğin aroması, tadı ve lezzeti de artar, en sağlıklı ekmeğe ulaşılır. En doyurucu ve uzun müddet tok tutan ekmek, tip numarası en yüksek undan yapılmış olandır. Obez toplumlar tip numarası en düşük undan yapılan ekmeği tüketmektedir. Fast-Food restoranlarda tüketilen hamburger ekmekleri tip numarası en düşük olanlardır. Tip numarası yüksek olan un, kepek ve lif içerir. Tip numarası yükseldikçe içerdiği mineral miktarı da artıyor demektir.Satılan unların üzerinde tip numarası belirtilmek zorundadır. AB ülkelerinde satılan un paketlerinde tip no’sunu belirtmek yasa gereğidir. Örneğin, Tip No: 405 ne anlama gelir? Üzerinde Tip No:405 yazan undan 100 gram alınır ve laboratuvarda yakılır. Külü tartıldığında 405 mg gelir. Bu, 100 gram unun 405 mg mineral içerdiğini gösterir. Tip No:1200 olan unun 100 gramı yakılıp tartıldığında 1200 mg mineral içeriyor demektir.
Beslenme kültürümüzün temel besin maddesi ekmektirAnadolu’nun geleneksel tarımıyla yüzyıllardır ekilip biçilen doğal buğday, beslenme kültürümüzün sağlıklı temel besin maddesiydi. Bugün tüketilen un tip numarası en düşük olandır. Gluten oranı yüksek, mineral oranı en düşük, B12 vitaminini eser miktarda (yok denecek kadar az) içerir. Bugün kepekli ekmek diye satılan birçok ekmeğe dışardan kepek ilave edilmekte. Buğdayın değirmende öğütülen orijinal kepeğini içermiyor. Tam ekmek adı altında satılan bazı ekmekler hariç. Kan şekerini hızlı yükselten, çölyak hastalığını tetikleyen, şeker hastalığının erken yaşlarda ortaya çıkmasına neden olan düşük tip numaralı un kullanılıyor. Tip numarası düşük undan yapılan ekmek veya diğer mamuller sık sık açlık duygusunun oluşmasına neden oluyor. Toplumun genelinde şeker hastalığındaki artışın ve B12 vitamin açığının çok sık görülmesinin arkasında sağlıksız ekmek tüketimi yatıyor. Unutmayınız, B12 vitamini açığı olanlar kolay strese girer ve gergin olurlar.
Ekmeğim Kastamonu’dan Anadolu’nun pek az yöresinde, köylülerimiz halen Anadolu’nun geleneksel tarımını uygulayarak ebter olmayan kendi doğal buğdayımızı yetiştiriyor. Elde ettikleri buğdayı da en ilkel haliyle öğütüp kendi toprak veya taş fırınlarında pişirip, halk pazarlarında satışa sunuyorlar. Ekmeğimi, Kastamonu’dan getirtip, dilimletiyor ve derin dondurucuda saklıyorum. Sabah kahvaltısında derin dondurucudan çıkartıp yediğim bir dilim kızarmış ekmek beni öğlene kadar tok tutuyor. Enfes bir tadı var. Gayet sağlıklı. Çocukluk yıllarımdaki gibi...

Dikkat: Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise, mutlaka bir hekime danışınız.
Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

Günde 2 kez 15 gün boyunca soğan kürü


Günde 2 kez 15 gün boyunca soğan kürü
Değerli okuyucu, kuru soğanın polikistik over (yumurtalık kisti), menopoz şikâyetleri ve prostatit ağrılarına karşı, kür olarak kullanıldığında mükemmel destekleyici tedavi gücü olduğundan bahsetmiştim. Bir gün içerisinde orta boy bir veya birkaç baş kuru soğan yemeklerimizin veya salatalarımızın vazgeçilmezidir. Kebapların sumaklı garnitürü, balığın yanında sunulan veya çorbası yapılan hep aynı soğandır. Türk ve dünya mutfağının muhteşem baharatlı sebzesidir soğan. Çeşitli yemeklerin yapımında kullanılan kuru soğan her milletin beslenme kültürüne göre hazırlanıp tüketilir. Örneğin, Macarların gulaşında bolca kullanılan kuru soğan veya İtalyanların soğanlı pizası gibi. Soğanı bu şekilde kullanmak bir beslenme şeklidir. Kür olarak kuru soğanYemeklerde veya salatalarda kullanılan kuru soğan tüketimi, kür anlamına gelmez. Yemeklerde veya salatada kullanılan kuru soğana, salça, yağ, baharat, tuz veya diğer malzemeler ilave edildikten sonra soğandan kür olarak faydalanmak mümkün değildir. Çünkü, kimyası büyük ölçüde değişir. Kür olarak etkin kimyasal içeriğinden faydalanabilmek için kuru soğanın tek başına belli ölçüde, belli bir müddet, hazırlama ve uygulama kuralına göre tüketilmesi gerekir. Ancak bu taktirde amaca uygun olarak destekleyici tedavi gücünden faydalanabilir.Etkin maddelerKuru soğanın menopoz şikâyetlerinde ortaya çıkan ateş basmalarına karşı ana etkin madde dimethylthiophen grubu ve türevleri ile isofucosterol etkin maddeleridir. Bu ana etkin maddelerin etkilerini gösterebilmeleri için de yine kuru soğanda bulunan bitkisel hormon özelliği olan abscissic asite, cepaenes ve allyl-propyl-disulfid fonksiyonel maddelerine ihtiyaç vardır.Ayrıcalığı buradaTüm bu etkin maddeler doğada sadece ve sadece bir tek kuru soğanda bir arada bulunmaktadır. Bu kuru soğanın kimyasının ayrıcalığıdır. Kimyasını bilmediğimiz hiçbir şeyi kullanamayız, tüketemeyiz ve öneremeyiz. Eğer kimyasını iyi bildiğimiz ve de söz konusu olan yüzyıllardır insanların günlük hayatında öğünlerinde tükettiği bir yemek malzemesi olan bir sebze ise, amaca uygun olarak destekleyici veya yardımcı tedavi olarak önerilebilir. Tüm değerli okuyucularımın sağlıklarının daim olmasını dilerim.
GÜNÜN KÜRÜ:Menopoza bağlı ateş basmalarına karşıİki bardak klorsuz suyu (yaklaşık 250-300 ml) kaynatınız. Orta boy yemeklik kuru soğanın en dış açık kahverenkli ince kabuğunu soyduktan sonra dörde veya altıya bölüp kaynamakta olan suyun içerisine atınız. Ağzı kapalı olarak beş dakika kaynattıktan sonra ocaktan indirip ılımaya bırakınız. Ilıyınca, süzülür ve ılık olarak bir su bardağı öğle yemeğinden on dakika önce içilir. Aynı şekilde akşam yemeğinden önce tekrar taze olarak hazırlanıp on dakika önce içilir. Bu küre onbeş gün devam edilir ve kür sonlandırılır.
Dikkat: Kırmızı veya mor soğan amaca uygun değildir. Uygulanacak olan soğan kürünün taze hazırlanması ve ılık olarak içilmesi şarttır. Soğuk olarak veya beklemiş haşlama suyu içilmemelidir.Dikkat: Hipoglisemi şikâyetiniz var ise bu kürü uygulamayınız. Dikkat: Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise, mutlaka bir hekime danışınız.
Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

04 Aralık 2008 Perşembe

BROKOLİ



BROKOLİ



Değerli okuyucu, brokoli üzerinde en fazla ve en uzun araştırma yapmış olduğum sebzelerden bir tanesidir. Brokoli memleketimizde son on yıldan beri tanınmaya başlamıştır. Halbuki, Bizans döneminde Anadolu’da ve Akdeniz Bölgesi’nde özellikle yetiştirilmiş bir sebzedir. Brokoli, karnabaharın yeşiline benzeyen bir sebzedir. Brokoli gerçek bir C vitamini deposudur. Orta büyüklükteki brokoli günlük C vitamini ihtiyacımızın tam iki katını karşılar. Brokolinin lifli yapısı ve içerdiği beta karoten sağlıklı bir bağırsak florası için vazgeçilmez birer takviyedir. Aynı büyüklükteki brokoli günlük A vitamini ihtiyacımızın yüzde 15’ini karşılar. Burada okuyucuya hatırlatmakta fayda görüyorum, besinlerdeki A vitaminini, A vitamini olarak değil beta karoten olarak alırız. Besinlerde bulunan beta karoten A vitamininin ön basamağıdır. Beta karoten vücudumuza alındıktan sonra yine vücudumuz tarafından A vitaminine dönüştürülür. Gerek beta karoten gerekse de C vitamini güçlü birer antioksidandırlar. Brokoli çok çeşitli etkin maddeler içeren bir sebzedir. Kadınlarda meme, erkeklerde prostat kanserine karşı koruyucu ve önleyici gücü olan bu etkin madde sulforafen’dir. Brokoli quercetin adı verilen doğal antibiyotik içermektedir.
Erkekler içinBrokoli prostatit şikâyetlerine karşı mükemmel bir yardımcıdır. İyi huylu prostat büyümesi (benign prostate hypertrophy) 40-45 yaşından sonra erkeklerin yüzde 43’ünde, 50-55 yaşlarında yüzde 50’sinde ve 60 yaşlarından sonra da yüzde 55‘inde görülen bir rahatsızlıktır. Genel olarak başlangıç şikâyetleri geceleri sık idrara kalkma, idrar yaparken zorlanma ve çatallanma, idrar kesesini tam boşaltamama (miksiyon) şeklinde olmaktadır. Daha ileri safhalarda ise idrar yaparken yanma, idrar tutmada zorlanma ve cinsel isteksizlik de baş gösterebilmektedir. Brokoli kürü hem prostatit hem de iyi huylu prostat büyümesi şikâyetlerinde mükemmel bir yardımcıdır. Genel bir kural olmasa da bazı erkeklerde orta yaştan itibaren östrojen hormonu yükselmeye başlar. Bunun nedeni, östrojen hormonu metabolizmasının yavaş çalışmaya başlamasıdır. Yani, östrojen hormonunun vücudumuzdaki yok edilme hızı (yıkımı) yavaşlamaktadır. Sonuç olarak, östrojen hormonu seviyesi yükselmeye başlar. Östrojen hormonunun yükselmesi erkeklerde cinsel isteksizliğe de neden olmaktadır. İşte, brokolide bulunan üç tane etkin madde, (bunlardan bir tanesi di-indol-methan) östrojen hormon metabolizmasını hızlandırarak, bu hormonu normal seviyesine indirebilmektedir.
Kadınlar içinBrokolinin, her iki kadından bir tanesinin göğüslerinde oluşan fibrokistleri ortadan kaldırmadaki gücünü brokoliyi ilk araştırmaya başladığım yıllarda henüz bilmiyordum. Aradan geçen onbeş yıldan sonra tekrar brokoliyi incelemeye başladığımda, brokolinin kadınların memelerinde oluşan fibrokistleri (solid kitle değil) ortadan kaldırmadaki gücünü gördüğümde heyecanımı unutamam. Bu satırları yazarken aynı heyecanı tekrar yaşadığımı belirtmek isterim. Fibrokistlere bağlı olarak adet öncesi ve adet döneminde göğüslerde oluşan ağrıların da ortadan kalktığını hayretle gözlemleyebileceksiniz.Osteoporoz şikâyeti olanların imdadına yetişir. Çünkü, o bir kalsiyum bombasıdır. Bir bardak sütten alacağınız kalsiyumun kat kat fazlasını bir porsiyon brokoli tüketerek alabilirsiniz. Sütün içerdiği kolesterolden de olumsuz etkilenmemiş olursunuz. Brokolinin kendine özgü olan lifli yapısı, bağırsak florasını düzenlemede ve kabızlığa karşı önleyicidir.
GÜNÜN KÜRÜ: Kür 1: Prostatit ve iyi huylu prostat büyümesine karşı Yaklaşık, yarım litre kaynamakta olan suyun içine 200-250 gram brokoliyi atınız. Hafif ateşte en fazla beş dakika haşlayınız. Ilıdıktan sonra süzüp ayırınız. Üçte birini sabah, üçte birini öğlen ve son kalan üçte birini de akşam aç karnına içiniz. Haşlanmış brokoli parçalarını tüketmek zorunda değilsiniz. Mühim olan haşlama suyunu tüketmektir. Her yedi günlük uygulamanın sonunda üç gün ara veriniz. Sabah erken işe gitmek durumundaysanız, sabah ve akşam içeceğiniz haşlanmış brokoli suyunu akşam hazırlayıp içiniz. Geri kalan yarısını da sabah içimi için buzdolabında koruma altına alabilirsiniz.
Kür 2: Kadınların memelerinde oluşan fibrokistlere karşıYaklaşık, yarım litre kaynamakta olan suyun içine 200-250 gram brokoliyi atınız. Hafif ateşte en fazla beş dakika haşlayınız. Ilıdıktan sonra süzüp ayırınız. Üçte birini sabah, üçte birini öğlen ve son kalan üçte birini de akşam aç karnına içiniz. Haşlanmış brokoli parçalarını tüketmek zorunda değilsiniz. Mühim olan haşlama suyunu tüketmektir. Ara vermeden toplam uygulama zamanı yirmi bir gün olacaktır. Sabah erken işe gitmek durumun-daysanız, sabah ve akşam içeceğiniz haşlanmış brokoli suyunu akşam hazırlayınız. Geri kalan yarısını sabah içimi için buzdolabında koruma altına alabilirsiniz. Yirmi bir gün tamamlandıktan sonra üç gün ara verip ikinci yirmi bir günlük kür uygulanır ve kür sonlandırılmış olur.
SORU - CEVAP
Soru: Sayın hocam, yıllardır geniz akıntısı şikâyetinden mustaribim. Bana bir öneride bulunabilir misiniz?Cevap: Bunun için adaçayı kürünü öneririm. Yaklaşık bir su bardağı suda bir poşet adaçayı veya bir tatlı kaşığı taze adaçayı on dakika demlenir. Günde 2-3 defa gargarası yapılır. Özellikle akşam yatağa ve sabah evden çıkarken mutlaka bir-iki kez gargarası yapılmalıdır. Ayrıca, beraberinde bir ay boyunca her gün bir çay bardağı adaçayı içilir. Demleme süresi tamamlandıktan sonra bitkiyi suyunun içinde bekletmeyiniz mutlaka süzüp ayırınız. Gargara için hazırlanan bir bardak adaçayı 48 saat bozulmadan bekleyebilir.
Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu. Bitkilerle gelen sağlık

Etiketler:

Kelliğin Tedavisi İçin Şifalı Bitkiler


Kelliğin Tedavisi İçin Şifalı Bitkiler
Kellik Tanımı: Bütün başta ya da belli bir bölgede saç kaybıdır.Nedenleri: Akut ateşli hastalıklar sonrası, tiroid hastalığında, ikinci devre frengide veya veremde saç kaybı ve kellik olabilir, ancak hastalık geçtikten sonra genellikle saçlar yeniden çıkar. İleri yaşlarda görülen kellik ise kalıtımla ve hormon dengesiyle ilişkili olup, hadımlarda kellik görülmez. Alopecia areata denen durumda, başta kel alanlar belirip, bunların birleşmesiyle bütün baş kel kalır. Vakalann % 99′unda tedavi ile veya kendi halinde saç yeniden çıkar.
Öneriler: Bir litre suyun içine iyice dövülmüş iki çorba kaşığı akça ağaç (genç dallarının kabuklan) katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek saç derisi bu su ile yıkanır.* İki avuç ince kıyılmış dul avrat otu kökü bir şişenin boğazına kadar doldurulur ve üzerine ağzına kadar badem yağı veya saf zeytinyağı eklenerek, ağzı sıkıca kapatıldıktan sonra şişe 2-3 hafta boyunca güneş görebileceği veya sıcak bir yerde bekletilir. Bu müddet sonunda şişenin içindeki yağ kırmızı bir renk aldıktan sonra temiz bir şişenin içine posasıda sıkılmak şartıyla bir tülbent yardımıyla süzülür. Günde iki kez, sabah ve akşam saç derisine sürülmek suretiyle kullanılır.* Havanda dövülerek lapa haline getirilmiş olan bir miktar sanmsak ile bademyağı ile karıştırılarak günde iki kez. sabah ve akşam tekrarlamak suretiyle saç derisine sürülür.* Bir litre suyun içine bir avuç kuru papatya katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek elde edilen su ile günde üç kez saç derisi yıkanır.* Bir avuç kuru ekşi nar kabuğu havanda dövülerek toz haline getirildikten sonra bir miktar bademyağı ile kanştıniarak akşamlan yatarken saç derisine sürülüp, sabah kalkıldığında yıkanır.* Bir miktar meşe palamutu havanda dövülerek İyice ezildikten sonra üzerine bir miktar bademyağı katılarak saç derisine firiksiyon yapılarak sürülür.* Bir litre suyun içine ince kıyılmış bir avuç yapışkan otu katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek elde edilen su ile günde üç kez saç derisi yıkanır.* Bir litre suyun içine ince kıyılmış bir avuç su teresi katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek elde edilen su ile günde üç kez saç derisi yıkanır.* Birer silme yemek kaşığı tuz ile çöven iyice karıştırıldıktan sonra bu karışımı sulu lapa haline getirecek kadar sirke katılıp saç derisine firiksiyon yapılarak sürülür.* Yanm litre sirkenin içine bir çorba kaşığı ardıç katranı katılıp günde üç kez saç derisine firiksiyon yapılarak sürülür.* Bir adet iri bir soğan temizlendikten sonra mikserden geçirilip suyu çıkartıldıktan sonra bu suyu krem haline getirecek kadar süzme bal ile karıştırıp saç derisine sürülür.* Bir litre suyun içine ince kıyılmış bir çorba kaşığı sansabır ve iki çorba kaşığı kuru üzüm katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez saç derisine sürülür.

Etiketler:

03 Aralık 2008 Çarşamba

ADAÇAYI



ADAÇAYI:

Kalp krizi riskini azaltır. Aşırı terlemeye neden olan hastalıkları giderir. Kramp, omurilik rahatsızlığı, beze ve sinirsel titremelerde mucize etkileri vardır. Böcek sokmalarına karşı ısırılan bölgeye adaçayı yaptığını toz olarak uygulamanız önerilir.

Etiketler:

CEVİZ



CEVİZ:

Damar koruyucu, ishal kesici, cildi temizleyici, siğil giderici, mantar hastalıklarında etkili, tümör engelleyici ve bağışıklık sistemini koruyucu özellikleri bulunmaktadır. Ceviz kanın pıhtılaşmasını önler, kan dolaşımını düzenler… Karaciğer için de çok faydalıdır.

Etiketler:

IHLAMUR



IHLAMUR:

Gribal enfeksiyonların yanı sıra güzellik ve ciltteki lekelere karşı da mucize etkileri vardır. Cilt lekeleri için iyice kaynatılıp, leke olan kısma sürülmesi öneriliyor. Bunun yanında strese karşı da ıhlamuru mutfağınızdan eksik etmeyin...

Etiketler:

HİNDİBA


HİNDİBA:
Safra kesesi ve karaciğer hastalıklarında mucizeler yaratır. Kronik karaciğer iltihaplanmalarına karşı tedavi edici özelliği vardır. Şeker hastalığına da iyi gelmektedir. Bunun yanı sıra deri kaşıntıları ve sivilcelere karşı da şaşırtıcı derecede etkilidir.

Etiketler:

KARABAŞ OTU


KARABAŞ OTU:
Ağrıları dindirir, kalbe kuvvet verir… Özellikle sigara kullananlar için belirtelim, balgam sökücü özelliği vardır. Uyuşukluk gideren bu bitki zindelik kaynağıdır. Sara ve beyin hastalıklarının tedavisinde de kullanılır.

Etiketler:

KEREVİZ:



KEREVİZ:

Huysuz ve asabi biri misiniz? Kereviz tüketin. Sakinleştirici özelliği var. Böbrek için çok yararlı, kanı temizliyor, kilo almayı önlüyor ve cinsel gücü artırıyor.

Etiketler:

KUŞBURNU



KUŞBURNU:

Hangi vitamini ararsanız var. Grip ve soğuk algınlığı için bire bir. Kabızlık için de çare... Yorgunluk ve halsizlik için öneriliyor. Kan yapıcı ve tansiyon düzenleyici özelliği ile mutfaktan eksik edilmemeli.

Etiketler:

MAYDANOZ:



MAYDANOZ:

Bir tutam maydanoz vücudun günlük C vitamini ihtiyacının tamamını karşılıyor. Toksinleri vücuttan atıyor, kanı temizliyor, kansızlığa, böbrek ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi geliyor...

Etiketler:

MEYAN KÖKÜ


MEYAN KÖKÜ:
Balgam söktürücü özelliği olan bu bitki mide ülseri tedavisinde kullanılır. Böbreküstü bezlerini çalıştırdığı gibi kramp girmelerinde de çözücü etkisi vardır. Ayrıca iyi bir kabızlık gidericidir.

Etiketler:

NAR:


NAR:
Narda bol miktarda antioksidan, C vitamini, demir ve potasyum var. Bir bardak nar suyunun antioksidan özelliği, 10 bardak yeşil çay ile aynı seviyede. Üstelik, bu özellikleri sayesinde kalbi ilaç gibi koruyor.

Etiketler:

SEMİZ OTU:



SEMİZ OTU:

Uzmanlar, Parkinson tedavisinde hastalarına mutlaka semiz otu salatası yemelerini öneriyor. Zihin yorgunluğu, sinirlilik ve uykusuzluğa iyi gelir. Kanı temizleyici özelliği vardır...

Etiketler:

PELİN OTU



PELİN OTU:

Mideniz ile sorun yaşıyorsanız, gastrit derdiniz varsa pelin otu birebir... Bu bitki sindirim zor besinlerin hazmını kolaylaştırıyor. Tonik etkisiyle de kan dolaşımını artırarak, vücuda zindelik veriyor. Bir önemli özelliği ise vücuda sürüldüğünde haşereleri uzaklaştırması...

Etiketler:

ZERDEÇAL


ZERDEÇAL:
Zerdeçal en etkin ve en yaygın kullanılan antioksidanlardan biridir. üst solunum yolu enfeksiyonu, astım, bronşit ve sinüzit tedavisinde kullanılır. Kansere karşı etkilidir. Beyni güçlü tutarak, alzheimerı önler.

Etiketler:

ZEYTİN


ZEYTİN:

Özellikle zeytinin yağı mucize kaynağı olarak görülür. Vücudun ihtiyaç duyduğu omega 6 yağ asidine sahiptir. Hücre yenileyici özelliği ile cildi besleyip, güçlendirir... Zeytin ve zeytinyağı asla mutfaktan eksik edilmemeli, bolca tüketilmeli.

Etiketler:

BİTKİLERİN ŞİFA DİLİ


BİTKİLERİN ŞİFA DİLİ
Eskiler vazgeçemezler şifalı bitkilerden… Yenilerde merak eder eskiler gibi hangi bitki hangi hastalığa yarar die… İşte size şifalı bitkiler: İşte hastalıkta ve öncesinde devamlı kullanarak sağlıklı bir ömür sürebileceğiniz şifalı bitkiler
ADAÇAYI: Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Göğsü yumuşatır. Astım hastaları için yararlıdır.
AHUDUDU: Kanı temizler, vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Terletir ve idrar söktürür. Kabızlığı giderir. Vücuda dinçlik verir.
ANASON: Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı ve yemeklere karşı duyulan tiksintiyi giderir. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. İdrarı arttırır. Öte yandan kusmayı ve ishali keser.
ASMA: Yaprakları ile yapılan ilaçlar kanamayı durdurur. Vücuda kuvvet verir. Sarılığı keser. İshali durdurur.
AVOKADO: Çok kalorili olmasına rağmen içerdiği Glutathion süper bir hücre koruyucusudur, çünkü en iyi antioksidanttır. Antioksidantlar hücrelerin yaşlanmasını yavaşlatırlar ve kanseri önlerler. Tüm meyveler arasında protein bakımından en zengin olanıdır. Bol miktarda E vitamini de içerir. Bu vitamin kalp ve deriyi koruyarak dolaşımı düzene sokar. Ayrıca potasyum ve B6 vitamini de içerir. Kadınlar açısından çok gereklidir.
AYRIKOTU: İdrar söktürür. Böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Buralardaki iltihapları da giderir. İshal ve dizanteriye birebir; ayva
AYVA: İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Çarpıntıyı dindirir.
BADEM: Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Böbrek, mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir.
BAKLA: İdrar yollarını temizler. Böbrek ağrılarını dindirir. Böbrek iltihaplarını giderir. Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur.
BEZELYE: Taze ve donmuş olarak kullanılabilen bezelye B1, C vitaminleri, protein, lif ve folik asit içerir. Sinir sisteminde sorunları olanlara tavsiye edilir.
BİBER: Mideyi kuvvetlendirir. İştahı açar ve hazmı kolaylaştırır. Kanamaları önler.
BROKOLİ: Kansere karşı bizi koruyan ve ömrümüzü uzatan müthiş bir sebze. Çok miktarda kalsiyum içerdiği için kemik erimesine birebir. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli, vitamin deposudur. Brokoli tutkunlarında ender olarak bağırsak ve akciğer kanseri görülür, kalp dolaşım hastalıklarına da pek fazla rastlanmaz. Kadınlarda göğüs kanserini önler.
BUĞDAY: Lifli gıdalar sağlıklı bir beslenmenin temelidir. Buğdayın dış kabuklarından elde edilen kepek de, genellikle mısır gevreği türü yiyeceklerle tüketilir. Kepekli buğday unundan yapılan kurabiye vb. bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar ve kabızlığı önler. Buğday tanesinin özü olağanüstü besleyicidir. Vücudun özümsediği kalsiyum, demir ve çinko burada depolanır. Besin değeri, potansiyel olarak yulaf ve mısırdan daha yüksek olan buğday, bağırsak ve rektum kanserini önleyici faktörler içerir. Ama, yulaf ve mısıra kıyasla sindirimi biraz daha zordur. Verem ve şeker hastalığına karşı ceviz ağacı
CEVİZ AĞACI: Yaprakları ve kabuklarıyla hazırlanan ilaçlar kanı temizler, kansızlığı giderir. İshal ve dizanteriyi keser. Verem ve şeker hastalığında hem besleyici, hem de tedavi edicidir. Saç ve elleri boyamakta da kullanılır.
ÇAMFISTIĞI: Bronşit, verem, akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Ruhi çöküntüyü giderir. Kalp hastalıklarında da faydalıdır.
ÇEMEN: Balgam söktürür. Vücuda rahatlık verir.
ÇİLEK: Körpe ve bol sulu çilekler sistemi temizliyor. Cilt sorunları olanlar için de iyi bir meyvedir. Böbrek, idrar yolları ve bağırsak sorunları için de birebirdir. Ayrıca diş etlerini güçlendiriyor, dişlerdeki tartarı önlüyor, ağız kokularını ve boğaz ağrılarını gideriyor. Çilekte yüksek oranda C vitamini bulunduğu gibi, yüksek tansiyon ve kolesterolü düşüren maddeler içeriyor. Mide ve bağırsak gazları için çörek otu
ÇÖREKOTU: İştah açar. Vücuda kuvvet ve dinçlik verir. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını söker. Kolanacak olursa baş ağrısını keser.
DEFNE: Terletir, ateşi düşürür. Vücuda rahatlık verir. İdrar ve adet söktürür. İştah açar. Sinir ağrılarını dindirir.
DENİZ KADAYIFI: Solunum ve hazım sistemi nezlelerini giderir. Vücudu besleyici olarak da kullanılır.
DEVEDİKENİ: Ateş düşürür. Terletir ve vücuda rahatlık verir.
DOMATES: Kanserden koruyucu ve yaşlanmayı zihinsel ve bedensel olarak yavaşlatıcı bir sebze. C ve E vitaminleri içerir. Domates zengin bir potasyum kaynağıdır ve çok az miktarda tuz bulunur. Yüksek kan basıncını düşürmeye yardımcı olur ve vücudun su tutmasını engeller.
DUT: Beyaz dut yaprakları idrar söktürür. Vücutta biriken suyu boşaltır. Aç karnına yenen beyaz dut bağırsak solucanlarını söktürür.
EBEGÜMECİ: Göğsü yumuşatır. Öksürük keser. Mide bulantısı ve kusmaları önler. Ateşi düşürüp vücuda rahatlık verir. Boğaz ve bademcik iltihaplarını giderir. Dişeti hastalıklarını tedavi eder. Günde bir elma yiyen sağlıklı yaşıyor
ELMA: Günde bir elma yemek doktoru evinizden uzak tutar. İki elma yerseniz, kalp ve dolaşım sorunlarına karşı korunmuş olursunuz. Kolesterolü yok eder ve kabızlığı önler. Sindirimi kolaylaştırır. Kokusu rahatlatır ve kan basıncını düşürür. Artrit, romatizma ve gut hastalıklarına karşı da yararlıdır.
ENGİNAR: Kandaki üre ve kolesterolü düşürür. İdrar söktürür. Kandaki şeker miktarını ayarlar. Damar sertliği ve kalp hastalıklarını önler. Böbrekteki kumların dökülmesine yardımcı olur.
FESLEĞEN: Öksürüğü keser. Baş dönmesini durdurur. Arı sokmasında faydalıdır. Ağız yaralarını tedavi eder. Fesleğen kokusu, sivrisinek ve tahtakurusu gibi haşaratları kaçırır.
FINDIK: Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Vücuda kuvvet verir. Nekahat devresinin çabuk geçmesini sağlar.
GELİNCİK: Nefes darlığı, astım ve bronşitte rahatlık verir. Kan tükürme ve kusmayı önler. Yanıkları iyileştirir.
GREYFURT: C vitamini bakımından çok zengindir. Yarım greyfurt günlük C vitamini ihtiyacının yüzde altmışını sağlar. Kolesterol oranını düşüren pektin maddesi bulunur. Kansere karşı koruyucu özellik taşır. İştah açar. Ağız ve boğaz iltihapları için bir tutam hatmi
HATMİ: Ağız, boğaz ve dişeti iltihaplarını iyileştirir. Bağırsak iltihaplarını giderir.
HAVUÇ: Haftada beş kere yendiği takdirde Harvard’ın araştırmalarına göre kadınlarda kalp enfarktüsünü, felç tehlikesini yüzde 68 oranında azaltıyor. Günde iki havucun erkeklerde kandaki kolesterolü yüzde 10 oranında azalttığı görülmüştür. Hergün yenen bir havuç da akciğer kanseri tehlikesini yarıya indiriyor. Havuçtaki Beta-Karotin de gözleri yaşlılığın getirdiği görme zayıf- lığından koruyor ve bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor. Mide ve bağırsak kanamalarını önler, kansızlığı giderir, anne sütünü arttırır, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir, idrar ve bağırsak gazlarını söktürür, ülserdeki şikayetleri giderir.
ISIRGAN: Dıştan tatbik edildiği zaman iç organlarda biriken kanı çeker. Burun kanamalarını keser. Balgam söktürür.
ISPANAK: Kalp hastalıklarına, felce, yüksek tansiyona, yaşlılığın getirdiği göz hastalıklarına, kansere, hatta psişik ahatsızlıklara karşı da etkili bir sebze.
İNCİR: Bağırsakları yumuşatır. Kabızlığı giderir. Bronşit, öksürük ve boğaz ağrılarında faydalıdır. Enerji verir.
KARANFİL: Mikropları öldürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri uyarır. Hazmı kolaylaştırır. Koku giderir. İştah açar.
KEKİK: Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. Kalp çarpıntısını keser. Bağırsak iltihaplarını iyileştirir. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Kandaki şeker miktarını azaltır.
KINAKINA: Ateş düşürür. Sıtmayı tedavi eder. Tifoda faydalıdır. İştah açar. Cilt kaşıntılarında faydalıdır.
KİVİ: Bir kivide, bir portakalda olan C vitamininin iki katı vardır. Potasyum bakımından da zengindirler. Sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı önler.
KUŞBURNU: Çok yoğun vitamin zenginliği nedeniyle gözlerin dostudur. Vücuda dirilik sağlar. 100 gram kuşburnunda bir sandık portakala eşdeğer C vitamini vardır. İyi bir raşitizm ilacı, etkin bir kan temizleyicisidir. Güçlü bir kurt düşürücü ve bağırsak yumuşatıcısıdır. Mide kramplarına ve sindirim sistemi zorluklarına karşı faydalıdır. Romatizma ağrılarını gideriyor. Basur tedavisinde iyi sonuç veriyor. Kanserden korunmak için lahana tüketin
LAHANA: Kansere karşı etkili olduğu bilinen sebzelerin başında gelir. Bol miktarda B, C ve E vitamini, potasyum içerir. Özellikle meme ve rahim kanserine karşı etkilidir. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Kandaki şeker miktarını düşürür. Sarılık ve safra kesesi hastalıkları için iyidir. Astıma faydalıdır.
MAYDANOZ: Bir demir deposudur. Genellikle taze yenen maydanozda, kalsiyum, potasyum ve A vitamini vardır. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılar. Böbrekleri çalıştırarak idrar getirir, kan şekerini normal seviyede tutar ve kansere karşı da koruyucudur.
MELEKOTU: Kan dolaşımını düzenler. Terletir. Kurutulmuş melekotu dövülüp başa sürülecek olursa bitleri öldürür. Astım nöbetlerine faydalıdır.
MEYANKÖKÜ: Grip, nezle, anjin ve nefes darlığına faydalıdır. Öksürük ve balgam söktürür. Yüksek tansiyonu düşürür.
MISIR: Yüzde 18.3 gibi yüksek oranda lif içeriyor. Mısırın içeriğindeki yüksek karbonhidrat, enerji seviyenizi yükseltir. İçinde protein, kalsiyum, demir, fosfor, A ve B2 vitaminleri bulunur. Adet sancısı için muz yiyin
MUZ: Folik asit, potasyum ve B6 vitamini bakımından son derece zengin bir meyvedir. Potasyum krampları önler. Adet sancılarını gidermeye birebirdir.
NAR: Vücudu kuvvetlendirir. İshali keser. Burun poliplerine faydalıdır. Şerit düşürür. Kalbi kuvvetlendirir. Mide, bağırsak hastalığı olanlar, küçük çocuklar ve hamileler fazla kullanmamalıdır.
NOHUT: Vücudu kuvvetlendirir. Anne sütünü arttırır.
ÖKSEOTU: Kalbin atışlarını arttırır. Damar kireçlenmelerinde faydalıdır. Sara ve akciğer kanamalarında kullanılır.
PATATES: Kızarmış yemezseniz kilo aldırmaz. Sindirimi kolaylaştırır, kabızlığı

Etiketler:

MİSVAK


MİSVAK


Kullanılması çok yararlı olan ve Hz. Muhammed’in (sav) önemle tavsiye ettiği, diş fırçası vazifesini gören, hoş kokulu ve erâk adı verilen meyvesiz bir ağacın dallarından kesilip kullanılan parça. Diş temizliğinde kullanılan ince ağaç dalı. Misvâk’ın çoğulu “mesâvîk”dır. Sivâk, misvakla eş anlamlı olup hadis-i şeriflerde daha çok bu kelime kullanılmıştır. Çoğulu “esvike” dir. İslâm dini temizliğe büyük bir önem vermiş ve temizliği imanın belirtilerinden saymıştır. Bedenin, namaz kılınacak yerin, iş veya ikamet yerinin, çevrenin, hatta insanların dinlenmek için oturdukları ağaç gölgesi ve benzeri piknik yerlerinin temiz tutulmasıyla ilgili emir ve tavsiyeleri sünnette bulmak mümkündür. Beden temizliği ile ilgili olmak üzere de, fıtrattan gelen ve geçmiş peygamberlerin de uyguladığı bazı temizlik noktalarına dikkat çekilmiştir. Tırnakların kesilmesi, koltuk altı ve kasık kıllarının temizlenmesi, bıyıkların uzun kısımlarının kesilmesi, sünnet olmak ve özellikle dişlerin temiz tutulması bunlar arasında sayılabilir (Fırtrat temizlikleri için bk. Müslim, Tahâre, 56; Ebû Dâvud, Tahâre, 29; Tirmizi, Edeb,14; Nesai, Zînet, 1; İbn Mâce, Tahâre, 8; Ahmed b. Hanbel, IV, 264, VI, 138). Geçmiş peygamberlerin dört sünneti arasında da diş temizliğine yer verilir. “Dört şey geçmiş peygamberlerin sünnetlerindendir. Haya duygusu, kokulanmak, diş temizliği ve nikâh” (Tirmizî, Nikâh,1; Ahmed b. Hanbel, V, 421). Dişlerin temizlenmesi için kullanılan sivâk veya misvağın İslâm’da taabbüdi bir yönü de vardır. Hanefîlere göre, misvakla dişleri temizlemede abdestin, Şâfiîlere göre ise namazın sünnetlerindendir. Böylece her gün düzenli bir şekilde her abdest alındığında veya her namaz vaktinde, namazdan önce dişlerin de temizlenmesi amaçlanmıştır. Hz. Âişe’den nakledildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Misvak kullanarak kılınan namazın, misvaksız namaza üstünlüğü yetmiş kattır” (Ahmet b. Hanbel, Müsned, VI, 272). Hadis çok açık olmadığı için Hanefiler sevabın abdest alırken Şâfiîler ise, namazdan önce misvak kullanmakla meydana geleceğini söylemişlerdir. Başka bir hadiste, namazla birlikte diş temizliğine şöyle dikkat çekilir: “Eğer ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı, onlara her namazda misvak kullanmalarını emrederdim” (Buhârî, Cum’a, 8, Temennî, 9, Savm, 27; Müslim, Tahâre, 42; Ebû Dâvud, Tahâre, 25; Tirmizî Tahâre, 18; Nesai, Tahâre, 6, Mevâkit, 20; İbn Mâce, Tahâre, 7; Ahmed b. Hanbel, I, 80, 120, II, 245, 250, 259, 287, 399, 400, 429, 433, 460, 509, 517, 531, IV,114, 116, V, 193, 410, VI, 325, 329). Diğer yandan, Hz. Peygamber’in abdest alırken misvak kullandığına dair de çeşitli hadisler nakledilmiştir. Bir geceyi, Resûlullah’ın (sav) yanında geçiren İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir: “Allah’ın Nebisi (sav) gecenin sonuna doğru kalktı. Dışarı çıktı, gökyüzüne baktı, sonra Âlu İmrân Sûresi’nin şu iki âyetini okudu: “Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün değişmesinde akıl sahipleri için şüphesiz deliller vardır. Onlar, ayakta iken, otururken, yanları üzere yatarken, Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler ve Şöyle derler: Rabbimiz! sen bunu boş yere yaratmadın. Seni tesbih ve tenzih ederiz. Bizi cehennem ateşinden koru” (Âl-i İmrân, 3/190-191). Sonra eve döndü. Dişlerini misvakladı ve abdest aldı. Ayağa kalkarak namaz kıldı, sonra yan üstü yattı. Sonra yeniden kalkarak dışarı çıktı, gökyüzüne bakarak, aynı âyetleri tekrar okudu, sonra dönerek yine dişlerini misvakla temizledi, abdest aldı, sonra kalktı ve namaz kıldı” (Müslim, Tahâre, 47, MüŞâfirin, 183,191; Ebû Dâvud, Tahâre, 30; Ahmed b. Hanbel, I, 275, 350, V, 312). Resûlullah (sav) abdest veya namazla ilgili olmaksızın da, misvak kullandığı, özellikle Kur’an-ı Kerim okumazdan önce de diş temizliğine dikkat ettikleri görülmektedir. Misvak kullanılmasının amacı ağız temizliğidir. Şu hadiste bu genel amaca işaret edilir: Misvak kullanınız. Şüphesiz misvak ağız için temizleyicidir” (Buhâri, Savm, 27; Nesai, Tahâre, 4; İbn Mâce, Tahâre, 7; Dârimi, Vüdû,19). Hz. Peygamber’in gece misvağı yanında olmaksızın yatmadığı, sabah kalkar kalkmaz ilk işinin dişlerin temizlemek olduğu nakledilir (Ebû Dâvud Tahâre, 30; Ahmed b. Hanbel, I, 373; Dârimî, Salât, 165). Bazı sahabiler, O’nun günde kaç defa dişlerini misvakladığını sayamadıklarını, söylemişlerdir (Ahmed b. Hanbel, III, 445, 446). Diğer yandan Hz. Peygamber, dişleri sararmış bir halde huzuruna çıkan bazı sahabilere şöyle buyurduğu bildirilir: “Hayret doğrusu nasıl oluyor da sararmış dişlerle dolaşıp duruyorsunuz. Dişlerinizi misvakla temizleyiniz” (Ahmed b. Hanbel, I, 214). Bütün bu hadisler ve sahabe uygulaması gösteriyor ki, diş temizliği yalnız abdest ve namaz, ya da Kur’an-ı Kerim okuma sırasında değil, sağlık açısından ve toplum içine çıkarken dikkat edilmesi gereken önemli bir temizlenme şeklidir. Misvak’ın bu genel temizlik yönünü dikkate alan İslâm bilginleri beş yerde, diş temizliğinin müstehap olduğuna dikkat çekmişlerdir. Bu beş yer şunlardır: a) Dişler sararınca, b) Ağzın kokusu değişince, c) Uykudan kalkıldığında, d) Namaza kalkılacağı zaman, e) Abdest alırken. Buna, Kur’an-ı Kerim okumak veya toplum huzuruna çıkmak için yapılacak diş temizliği de ilâve edilmiştir (İbn Âbidin, Reddü’l-Muhtar, İstanbul 1984, I, 116; el-Fetâvâl-Hindiyye, Beyrut 1400/1980, I, 7). Misvak âletinin aslı olan erâk ağacından diş sağlığı bakımından faydalı olan florin maddelerinin bulunduğu, ağıza güzel bir koku verdiği ve mide için bir takım faydalarının olduğu belirlenmiştir. Ancak misvağın bulunamaması halinde dişleri, İslâmî ölçülere uygun olarak hazırlanmış fırça ve diş macunu veya sabunla, bu da bulunamadığı takdirde parmaklarla oğuşturmak suretiyle ve suyla temizlemek gerekir. Önce abdest ve namazla veya Kur’ân-ı Kerim okurken bedenimizin ve ağzımızın temiz olması ve toplum önüne çıkarken de, imanın belirtilerinden sayılan temizliğe dikkat edilmesi “Şüphesiz, Allah temizdir, temizliği sever” (Tirmizî, Edeb, 41) hadisinde bildirildiği gibi, Yüce Allah’ın sevgisini celbeder. Diğer yandan Müslüman bu yolla, koruyucu hekimlik bakımından, sağlığı için gerekliği tedbirleri de almış olur.

Etiketler:

Türkiye şifalı bitkiler Cenneti




Türkiye şifalı bitkiler Cenneti


Türkiye bitki çeşitliliği bakımından dünyanın en zengin ülkesi durumunda bulunuyor. Ülkemizde şu anda 9 binin üzerinde bitki türü bulunmakta ve bu bitki zenginliğine her gün 5 yeni bitki eklenmekte 4000-5000 yıllık bir geçmişe dayanan şifalı bitkilerle tedavi uygulamalarının çağımızda artık geleneksellikten bilimsellik aşamasına ulaşmış olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Günümüzde ilaç endüstrisinin geliştirmiş olduğu ilaçların hemen hemen dörtte birinin, temel veya tamamlayıcı etkin maddelerinin bitkisel kaynaklı oluşu, konunun artık bilimsel düzeyde ele alındığının başlıca kanıtlarından yalnızca biridir. Tedavi amacıyla bitkisel ürünlerden yararlanma eğiliminin giderek yaygınlaşmasındaki başlıca etkenin, sentetik kaynaklı etkin maddelerin bazılarında saptanan yan etkiler olduğu bilinmektedir. İşte bu durumda, binlerce yıldır kullanılan şifalı bitkilerin çok iyi tanınmasından ve ayrıca, niteliklerinin günümüzde bilimsel araştırmalarla da saptanmış olmasından ötürü, kullanım alanları ve oranları hızla artmaktadır. Nurettin MUTLU- İstanbul “Alternatif tıp” tabiri son yıllarda sık duyduğumuz bir tabir. Bilimsel tıp tekniklerinden netice alamayan veya ilaç tedavisine yardımcı bitkisel unsurları da eklemek isteyenler bu tabire yabancı değiller. Ancak, günümüzde gittikçe bir sektör haline dönüşen aktarlık hakkında halkımızın yeteri kadar bilgi sahibi olduğunu söylemek de hayli güç. Durum böyle olunca Türkiye’de aktarlık ve şifalı bitkilerin artık vazgeçilmez bir saha olduğunu ve hızla geliştiğini düşünerek, bu konuyu sizler için araştırdık ve yetkililerden bilgi aldık. İlaç tedavilerine alternatif çözüm Diplomalı aktar olarak Bayrampaşa’da hizmet veren Yunus Ersin, ilaç tedavilerine alternatif olarak son yıllarda şifalı bitkilere olan rağbetin arttığını belirterek halkımızın bu doğal şifa kaynaklarını keşfetmeye başladığını kaydetti. İstanbul Bayrampaşa’da “Bizim Aktar” ünvanı ile uzun yıllar halkımıza hizmet veren Yunus Ersin, şifalı bitkilerin tarihçesi, türleri, muhafazası, kurutulması ve bileşimleri hakkında Yeni Mesaj’ın sorularını yanıtladı. Halen TABDER (Tüm Aktarlar Baharatçılar Tıbbi Aromatik Bitkiler Derneği) kurucu üyesi ve yöneticilerinden biri olarak faaliyetlerini sürdüren Ersin, özel radyo ve televizyonlarda da halkımızı bilinçlendirmeye devam ediyor. Anadolu insanının çok eski çağlardan beri bitkileri tedavi maksadıyla kullandıklarını belirten Yunus Ersin, Hakkâri’nin güneyindeki Şanidar Mağarası’nda yapılan kazılarda, bu tedavi türünün geçmişinin 4000–5000 yıl öncesine kadar uzandığının belirlendiğini ifade etti. Şifalı bitkilerin, sentetik ilaçlara göre hem daha ucuz hem de binlerce yıldır kullanıldıkları için tüm yan etkilerinin bilindiğini anlatan Ersin şöyle konuştu: “Sentetik ilaçların yan etkileri kullanıma sunulduktan sonra zamanla ortaya çıkmakta ve vücuda onarılması olanaksız bir takım zararlar vermektedir. Şifalı bitkilerin birden fazla iyileştirici özelliğine karşın, sentetik unsurların sadece bir tek iyileştirici yanı vardır. Yan etkilerinin önlenebilmesi için de antibiyotikler gibi, başka ilaçlara ihtiyaç duyuluyor”. Bitkilerin şifalı kısımları nasıl toplanıyor? Hastalıklara karşı tıbbi bitkilerin nasıl kullanıldığı sorusuna Yunus Ersin şöyle cevap verdi: “Hastalıklara karşı bitkilerin yaprakları, çiçekleri, meyveleri, tohumları, kökleri ve kabukları kullanılıyor. Toplanan bitkiler, nadiren taze halde kullanılırlar. Bozulmayı önlemek, uzun süre muhafaza etmek ve devamlı kullanabilmek için kurutulmaları gerekir. Bitkilerin toplanması toplanacak kısma göre çeşitlilik gösterir: 1–Yapraklar: Bitki çiçek açmaya başladığı zaman. 2–Çiçekler: Tomurcuk halinde veya tamamen açmadan hemen önce. 3–Kökler veya toprak altı kısımları (yumru ve rizomlar): Bitkinin toprak üstü kısmı kuruduktan sonra. 4–Kabuklar: Bitki yapraklarını döktükten sonra. 5–Meyve ve tohumlar: Özel kayıtlar yoksa olgunlaştıktan sonra. Şifalı bitkilerin bileşimi Tıbbî amaçla kullanılan bitkilerin yapılarında glikozitler, organik asitler, tanenler, alkaloitler, vitaminler, reçineli bileşikler, antibiyotikler, sabit ve uçucu yağlar bulunur. Bunları ise şu şekilde sıralamak mümkündür: Glikozitler: Şeker ve şeker olmayan kısımdan oluşurlar. Glikozitlerin birçoğunun tedavi etkisi bulunmamaktadır; ancak bazılarının, yüksük otu yaprağındaki kalp kuvvetlendirici digitalin gibi, tedavide önemli etkisi vardır. Organik Asitler: Organik bileşiklerdir. Ekşi lezzetli, sıvı veya katı maddelerdir. Önemli tedavi etkileri yoktur. Tanenler: Kabuk kısmında bulunurlar. Deri sanayinde ve tedavide kullanılırlar. Antiseptik ve kabızlık verici etkilere sahiptirler. Alkaloitler: Küçük dozlarda kuvvetli etki gösteren bileşiklerdir. Tedavide kullanılan önemli alkaloitlerden bazıları: Morfin, kodein, kafein, atropin vs.dir. Vitaminler: Genellikle insan vücudunda yapılmayan ama insanın yaşaması için gerekli bileşiklerdir. Suda çözünenler (B grubu vitaminleri) ve yağda çözünenler (A,D,E,K) olmak üzere ikiye ayrılırlar. Noksanlığı büyük sağlık sorunlarına neden olur. Reçineli Bileşikler: Karmaşık kimyasal yapıya sahip katı veya sıvı maddelerdir. Suda çözünmezler; ancak organik çözücülerle çözülürler. Çam terebentin örnek olarak verilebilir. Antibiyotikler: Canlılar tarafından meydana getirilen ve çok seyreltik çözeltilerde bile bazı mikroorganizmaların üremelerini durduran veya onları öldüren bileşiklerdir. Sabit Yağlar: Sıvı veya katı halde olup suda çözünmezler; ancak organik çözücülerle çözülürler. Meyve ve tohumlarda bulunurlar. Uçucu Yağlar: Kuvvetli kokulu ve uçucu maddelerdir. Suda çözünmezler; ancak organik çözücülerle çözülürler. Çiçek ve meyvelerde bulunurlar. Aktariye terminolojisinde, önce bitkinin kullanılan kısmı (kök, çiçek, kabuk vs) ardından da bitkinin adı gelir. Örneğin; Cortex Cinnaomi, Tarçın kabuğu veya Flos Tiliae, Ihlamur çiçeği gibi...”. http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=6012427&tarih=2006-05-24

Etiketler:

HURMA ŞİFA DEPOSU:


HURMA ŞİFA DEPOSU:
İftar sofralarının vazgeçilmez yiyeceği hurmanın; kalp ve damar hastalıklarından korunmada etkili rol oynadığı, kansere karşı koruyucu olduğu, boğaz ağrısını kestiği, bronşit, öksürük ve soğuk algınlığı şikâyetlerini giderdiği, ayrıca oruç halsizliğini giderdiği bildirildi. Uzmanlar, hurmanın lif, mineral ve fenol açısından oldukça zengin bir besin maddesi olduğunu belirtti. Kalp dostu olarak bilinen elmada daha çok bakır ve çinko bulunurken, hurmada sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum ve demirin iki kat daha fazla olduğu, düzenli yenilmesi halinde kalp ve damar hastalıkları riskini azalttığı ifade edildi. Yaklaşık yüzde 20 nem ihtiva eden taze hurmada yüzde 60-65 şeker ve yüzde 2 protein, kurusunda ise yüzde 75-85 civarında şeker olduğunu hatırlatan uzmanlar, hurmanın faydalarını şöyle sıraladı: “Orucun hurmayla açılması halinde, oruçtan dolayı insanın üzerinde oluşan halsizliği birden giderir. Hurma aslında her öğünde yenilebilecek bir meyvedir. Mineraller açısından oldukça zengindir. İçeriğinde kalsiyum, potasyum, demir, B vitamini bulunmaktadır. Hurma bedeni ve zihni gelişmeyi sağlar. Kansere karşı koruyucu olduğu bilinir. Boğaz ağrısını keser. Bronşit, öksürük ve soğuk algınlığı şikâyetlerini giderir. Kemik hastalıklarında faydalıdır.” Bu arada, İsrail’de yapılan bir araştırmada elma ile hurmanın yararları karşılaştırıldı. Hurmanın lif, mineral ve fenol açısından zengin olduğu, buna karşılık hurmada sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum ve demir miktarlarının elmadakinden iki kat daha fazla bulunduğu, hurmanın düzenli yenmesi halinde kalp ve damar hastalıkları riskini azalttığı tespit edildi. Bu meyvelerin içindeki yararlı maddelerin daha çok kabuklarında bulunduğu kaydedildi.

Etiketler:



free counters